Global Notification

Telegram Sohbet info

Evrenin canlılar ile kendi kendisini hâkimiyeti altına alma potansiyeli var mıdır?
Yer imi

Evrenin canlılar ile kendi kendisini hâkimiyeti altına alma potansiyeli var mıdır?

Mekale: Evrenin canlılar ile kendi kendisini hâkimiyeti altına alma potansiyeli var mıdır?

Bilime dair herşey Türkiye'nin Bilim sitesi diwun.com. Çevrimiçi ücretsiz olarak okuyabileceğiniz Arkeoloji Mitoloji, Antropoloji, Paleontoloji ve Bilgilersunuyoruz.

Okumak Evrenin canlılar ile kendi kendisini hâkimiyeti altına alma potansiyeli var mıdır?













Günümüz modern dünyasında tanık olduğumuz teknolojik icatları, sanatsal sunumları, bilimsel gelişmeleri, evreni ve kendi içerisinde bulunduğumuz hayatlarımızı anlamlandıracak yenilikleri oluşturabilmiş olmamızın sebebi, en genel hâliyle, evrimin işleyen düzeneklerinin böyle bir şeyi potansiyel olarak mümkün kılabilir olmasındandır. Eğer evrimin işleyen düzenekleri, yüksek zeka ve algıya sebep olabileceği değişikliğe ulaşılabilir bir yönelimi süreç içerisinde hiçbir şekilde mümkün olmayacak olsaydı, sadece biz değil evrenin hiçbir yerinde yüksek zekalı yaşam formlarının olması beklenemezdi.

İşte evrimin işleyen düzeneği, yüksek zekanın oluşabilmesine sebep olan değişiklikleri içerebilmesi dolayısıyla, bu yüksek zekanın oluşum sürecinin evrene dağılımının yalnızca kendi güneş sistemimizdeki gezegenimiz ile sınırlı olduğunu sanmak mantıklı olmayacaktır. Çünkü kendimizden yola çıkarak, evrimin işleyen düzeneğinin, evrende başka yüksek zekalı yaşam formları meydana getirebilecek değişikliklere potansiyel olarak neden olabileceği söylenebilir. Bu söylenceyi dayandırdığım nokta, böyle bir şeyin olduğunun ilk kanıtı olmamızdır. Bunun dışında, gözlemlenebilir evrenin ve onu tamamlayan gözlemlenmeyen kısmının devasa büyüklüğünün, bizden başka yüksek zekalı yaşam formlarının olmasının kaçınılmaz olduğunu düşündürmesi bir başka önemli gerekçedir.

Anlatılmak istenene iyi şekilde yönelmeniz, bizden başka zeki yaşam formlarının olması varsayımını da gerektirdiğinden, buraya kadar bu varsayımı destekleyici temeller oluşturulmaya çalışıldı. Şimdiyse, anlatılmak istenene giriş yapma vaktidir.








.

Medeniyetimizin şuanki seviyesinin ne olduğu bellidir. Ancak medeniyetimizin gelişerek geleceği en yüksek potansiyel seviyenin ne olduğu belli değildir. Bu en yüksek potansiyel seviye bilimkurgu filmlerindeki gibi olabilir veya çok daha ötesi. Bu en yüksek potansiyel seviyeyi tahayyül ederken düşündüğünüz şeyler çoğu kişinin düşündüğü şeylerle yakından ilişkili olacaktır; kendini inşa edebilen binalar, güvenlik ve bilim sahasında çalışan sibernetik organizmalar, gelişmiş uzay programları, çoklu gezegende yaşam, siber alemin insan bedenine giydirilmesi vb. Ayrıyeten bu en yüksek potansiyel seviye, etrafımızdaki olguları ve onların diğer olgularla olan ilişkisini, basitçe evrendeki gerçeklikleri kavrayış ve biliş olarak üst düzey şekilde edinim sağlamaya imkan verecektir.

Çok zeki yaşam formlarının teknolojik ve evrene dair kavrayış ve düşüncelerini düşünürken de, “çok zeki” diye sıfatlandırdığımızdan çok daha karmaşık yapıcı teknolojileri ve evrene dair kavrayışlarının olduğunu tahayyül ederiz. Böyle bir ilişki kurmak yanlış sayılmaz çünkü kendimizden yola çıkarak yaparız. Basitçe, anlatmak istediğim, yaşayan herhangi bir yüksek zekalı organizma topluğunun gelebileceği en yüksek potansiyel seviyenin, evrene dair daha isabetli kavrayışlar geliştirmeye ve üst düzey karmaşık teknolojik araçlara sahip olabilmeye imkan veriyor olmasıdır.

Şimdi bu dediğimi daha çılgın bir şeye çekeceğiz. Gözlemlenebilir evrenin ve gözlemlenmeyen kısmının bütünlüğünün, evren diye sandığımız veya sanmadığımız olan ve olmayan tamamıyla her şeyi içeren gerçek evrende, evrimin işleyen biyolojik düzeneğiyle meydana gelmiş “en zeki” biyolojik organizma bazında değerlendirelim bu bahsettiğimiz “en yüksek potansiyel durumun ne olduğunu”.








.

Böyle bir biyolojik organizma topluluğu, belli bir zeka seviyesine geldiklerinde, kendi evrimlerini biyolojik evrim vasıtasıyla değil yapay evrim vasıtasıyla sağlayacaklardır. Ve bu “yapay evrim” biyolojik evrim gibi çok yavaş olmak zorunda olmadığından, daha süratli şekilde akışa geçen evrimsel bir süreci olanaklı kılması çok daha olası olacaktır. Böylece çok daha hızlı şekilde gelişeceklerdir. Bu yapay evrim, adından da anlaşılacağı üzere, o organizma topluluğunun fiziksel ve zihinsel yapısının kısa sürede çok daha yüksek bir gelişmişliğe ulaşabilmesine olanak tanıyacaktır. İlkel biyolojik evrim düzeneğinin verdiği donanım malzemelerini geri de bırakacaklardır anlayacağınız.

Transhümanizmin ileri boyutu, yalnızca kendi yapay evrimini hızlı akışa geçirebilen yüksek zekalı organizma topluluklarına hastır. Ve evrendeki en zeki türün bunu yapmasını varsaymamız kaçınılmaz bir durumdur. Hatta yapay evrimlerinin bile hızlıca evrilmesine olanak veren üst düzey teknolojileri olacağını da varsayabiliriz evrendeki “en zeki” tür olduklarından. Hatta “tür ve “organizma” bile sayılamayacak şekilde muazzam gelişmişlikte bir yapay evrimi kendi topluluklarına uyarlatabilirler. Böyle bir durum üstel olarak gelişim tekrarı ettiğinde, bu uygarlığın varabileceği noktanın genişliği o kadar artacaktır ki, evrenin büyük bir kısmına ve hatta tamamına hâkimiyet altına alma potansiyelleri ışıldayacaktır. Ve bu topluluk tekilleştiğinde, dini kitaplarda bahse açan Tanrı’dan ne farkı kalacaktır?

Bu konu çok hem de çok varsayıma dayanıyor biliyorum, ama genel hâliyle, şunu açıklığa getirmek istiyorum: Kendilerini yok edebilecek çok zeki başka dış yaşam formları yoksa, ve kendilerini yok etme potansiyellerini minimize edecek çok yüksek zeka ve başka faktörlere bağlılarsa, ve gelişmelerini aşındırıp çok hızlandıracak kadar çok üst düzey pratik zekaları da varsa, bu organizma topluluğun gelişimi biyolojik evrim ile sınırlandırılamaz olacaktır. Bunun yanında yapay evrime geçişleri de kısa sürede olma potansiyeline sahip olacaktır. Dolayısıyla üstel şekilde ilerleme potansiyelleri de olacaktır. Üstel şekilde ilerleme potansiyellerinin olması, çok daha hızlı gelişerek evrene büyük ölçüde hâkimiyet geliştirmeleri evren yaşlanma ve bunamaya girmeden çok büyük olasılıkla mümkün olmasını sağlayacaktır.

Bu konudaki en önemli soru şudur: “Evrenin yapısı, kendisinden meydana getirdiği biyolojik canlılık ile kendi kendisini hâkimiyeti altına alma potansiyeli var mıdır?” Böyle bir potansiyel var ise, bu az önce saydıklarıma tam benzemese bile o tip şeyler olabilir. Eğer böyle bir potansiyel yoksa az önce dediklerimin çoğu safsatadır. Peki bu potansiyelin olup olmadığını nereden anlayabiliriz? Tabi ki evrenin yapısını ve kendisini anlayarak. Bu süreçte bize nesnel bilgiyle temellendiren tek şey tabii ki bilimdir.







.

Ve diğer en önemli bir hususta şudur: Böyle muazzam bir üstün zekayı varsaymak üst düzey teknolojilerinin olmasını da gerektirir. Ve teknolojiler kendi içerisinde yoğun olarak sanal alemleri de barındırırlar. Bu bağlamda, teknolojik gelişmişlik ne kadar fazlaysa o kadar sanal alemlerin teknolojik derinliği ve sayıca yoğunluğu söz konusudur. Dolayısıyla, çok zeki bir organizma topluluğunda, çok daha güçlü sanal ve simülasyon teknolojilerinin gelişmiş derinliğinden ve sayıca yoğunluğundan söz edebiliriz. Bu durumda şunu da söyleyebiliriz artık: Eğer başta sorduğum o en önemli soru olan “Evrenin yapısı, kendisinden meydana getirdiği biyolojik canlılık ile kendi kendisini hâkimiyeti altına alma potansiyeli var mıdır?” sorunun cevabı potansiyelin olduğu ve bunun kaçınılmaz olduğuysa, şuanda neredeyse kesin bir şekilde simülasyonda yaşayış verdiğimiz söylenebilir. Eğer cevap potansiyelin olduğu ama kaçınılmaz olmadığıysa, “sonsuz bir evren için” bu potansiyel kesinlikle işleyeceği için yine kaçınılmaz olacaktır. Fakat eğer böyle bir potansiyel yoksa, o zaman gerçekten üzücü.

Yine de bu potansiyelin olup olmadığını belli düşünce süreçlerine girerek anlamaya çalışabiliriz. Örneğin bunu burada yazarak bunu düşünüyor ve çözümcül bir girişim elde etmeye çalışıyor olmamdan, evrenin kendisinden meydana getirdiği biyolojik canlıların hayatta kalabilmeleri için gerekirse kendisine hükmetme düşüncesine bile olanak verdiğini anlayabiliriz. Kendisine hükmetme düşüncesini veren bir evrenin hükmedilmemesi ironik olmaz mıydı? Bence olurdu.

Büyük olasılıkla simülasyonda olabiliriz demekte istemiyorum, ama öyle olmasını umabileceğimiz birçok şey var ne yazık ki.


Rekomendasi

Yorumlar (0)