HAVVANIN KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILIŞININ KÖKENİ



HAVVA'NIN, KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILMASININ KÖKENİ
ENKİ VE NİNHURSAG MİTOSU


İslam, Hristiyanlık ve Musevilik gibi bir çok dinin kökenlerinin Sümer, Babil, Akad ve Antik Mısır dinlerine dayandığı, bu efsanelerin, efsaneyi alan toplumlar tarafından değiştirilerek kendi din ve kültürlerine uyarlandığı açıktır. Bunların en büyük delilleri elde edilen arkeolojik kanıtlardır. Tabletler, kabartmalar, mezar metinleri, parşömenler, büyü kapları, put ve heykeller, tapınak metinleri gibi yüzbinleri geçen elle tutulur deliller bu durumu kanıtlamaktadır.

Kendinden önceki çok tanrılı toplumların dininden alınan ve uyarlanan bu efsanelerin en önemlilerinden biri de kaburgadan yaratılış efsanesidir. Kur'an ve kutsal olarak görülen diğer kitaplara Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratıldığı şeklinde geçen söz konusu efsane insanları değil de tanrıları konu edinen bir cennet mitidir. Olayın geçtiği yer Sümer tanrılarının cenneti ve İbrahimi dinlerdeki Aden bahçesinin öncülü olan Dilmun'dur. Nuh Tufanı efsanesinin kökeni olan Gılgamış Destanı'nda Sümerlilerce cennet bahçesi olarak tanımlanan bu yer aynı zamanda Sümer halkının kutsal topraklarıdır. [1][2]

Dilmun öyle bir ülkedir ki temizlik, saflık ve aydınlık hakimdir, hayvanlar birbirlerine saldırmaz, zarar vermez, insanlar yaşlanmaz, kimse hasta olmaz. Dünyanın her yerinden ahşap, taş, değerli mineraller, yün, baharat gibi zenginliklerin bulunduğu kentsel bir alışveriş merkezi gibidir. Tahılları, hurmaları ve konutlarıyla övünülmektedir. Hiçbir genç kız yıkanmaz çünkü kirlenmek yoktur, hiçbir erkek nehre yelken açmaz çünkü avlanma, yemek için uğraşma ihtiyacı yoktur, hiçbir haberci dolaşmaz, ne sevinç şarkısı ne de feryat vardır. [3] Fakat tüm güzelliklerine rağmen Dilmun diyarının bir kusur vardır, içme suyundan mahrumdur. Enki, Dilmun tanrıçası Ninsikila'nın (= Ninhursag) yakarması üzerine içme suyu (tatlı su) getirilir.

Enki üreme organıyla bataklıkta kanallar kazar ve sazlıkları “sular-döller”. Öyle ki organı elbisesinden dışarı çıkar (Güç, verimlilik göstergesi). Daha sonra Enki, bu bataklıklara girmeyi yasaklar ve Ninhursag'ı onunla yatmaya davet eder.

Ninhursag (Nintu, Ki, Ninmah, Damgalnuna) ile Enki birleşince bitki tanrıçası Ninsar, diğer adıyla Ninmu'ya hamile kalır. Zaman tanrıların katında farklı akmaktadır; tıpkı İbrahimi dinlerde olduğu gibi. Ninhursag'ın hamileliği şöyle anlatılır:

Ninhursag’a “yürek suyu”nu akıttı,
O da “yürek suyu’nu, Enki’nin tohumunu aldı.
Bir gün ona bir aydır,
İki gün ona iki aydır,
Üç gün ona üç aydır,
Dört gün ona dört aydır,
Beş gün (ona beş aydır,)
Altı gün (ona altı aydır,)
Yedi gün (ona yedi aydır,)
Sekiz gün (ona sekiz aydır,)
Dokuz gün ona dokuz aydır, “kadınlık” ayıdır,
... kaymak gibi, ... kaymak gibi, leziz tereyağı gibi,
Ülkenin anası Nintu, ... kaymak gibi, (... kaymak gibi, leziz tereyağı gibi,)
Ninsar’ı doğurdu.

Ninsar "Yeşilliğin Kadını" demektir. Kızı Ninsar dünyaya gelip büyüdüğünde Enki karaya çıkarak onu gebe bırakınca Ninkura, onu da gebe bırakınca başka bir bitki tanrıçası Uttu dünyaya gelir (Dikkat: Güneş tanrı Utu değil; Uttu. Uttu giysi tanrıçasıdır.). Tüm bu birleşmeler için Enki'nin kayığa binip karaya çıktığı yazar. Dolayısıyla bunlar suyun karaya taşıp bitkilere temasının, setler oluşturmasının ve tarımsal verimliliğin devam etmesinin erotik anlatılarıdır. Bu doğumların ve cinsel birleşmelerin tümünün ağrısız olduğuna özellikle vurgu yapılmış, hatta kaymak gibi oldu, yağ gibi oldu gibi ifadelere yer verilmiştir.

Farklı bir arkeolojik eser parçasında yazan 20 satırlık metine göre ise Ninkura'yı gebe bırakınca Ninimma doğmuş, Ninimma'da gebe bırakılınca Uttu dünyaya gelmiştir. Yani Enki "cennetteki hileci" tabletine göre 3 kızıyla birlikte olmuştur. Bağımsız parçacıkta yazan da eklenirse bu sayı 4 olur. [4]

Hal böyle olunca Enki'nin Uttu'yu da gebe bırakacağını öngören Ninhursag onu uyararak Enki ona yaklaşırsa nasıl davranacağına dair öğütler verir. Bu tavsiyeler sonrası Uttu, Enki'den elma, üzüm ve salatalık gibi bazı hediyeler ister. [5] Bu istenenler muhtemelen düğün hediyeleridir. Enki hediyeleri hazırlayıp getirir ve Uttu ile birleşirler. Fakat diğer tanrıçaların aksine Uttu ile birleşmelerinde Uttu'nun ağrıları olmuş, canı yanmıştır:

Uttu munus sag-ga a ḫaš-ĝu im-me a bar-ĝu a ša-ba-ĝu im-[me]
Güzel kadın Uttu "oy uyluğum" dedi, "oy dışım (bedenim)" dedi, "oy içim (rahmim)" dedi.

Tanrıça ah vah edince Ninhursag gelip Enki'nin menisini/sularını onun uyluğundan siler ve ortaya sekiz adet bitki çıkarır. [6] Bu kısım okunamaz durumda olduğundan 8 bitkiyi nasıl yarattığı bilinmese de Uttu'dan aldığı Enki'nin suları ile kendi toprağını suladığı kuvvetle muhtemeldir. Özellikle böyle söylüyorum çünkü unutmayın ki cinsel görünen bu ifadeler doğanın canlandırılması, suyun toprakla buluşması ve bitkilerin yeşermesini anlatmaktadır.

Bataklıktaki Enki, Ninhursag'ın yarattığı yasaklı bitkileri gözetler ve onlar hakkında ulağı tanrı İsimud'a danışır. İsimud her bitkiye isim verir, köklerinden keser veya çeker ve sırayla her birini yiyen Enki'ye verir. Metinin bir kısmına bakalım:

Enki, bataklıklarda, bataklıklarda çevresine bakınır,
Ulağı tsimud’a şöyle der:
“Bu (bitki) nedir, bu (bitki) nedir?”

Ulağı İsimud yanıt verir;
“Kralım , bu “ağaç-bitkisi”dir, der ona.
O nu Enki için keser, o da yer.

Enki: “Bu nedir, bu nedir?”
İsimud: “Kralım, bu bal-bitkisidir.”
Onu Enki için keser, o da yer.

Bu şekilde Enki, her bitkinin “kalbini bilir” ve “kaderini belirler”. Bunun sonucunda Ninhursag çılgına döner ve "hayat veren gözünü" ondan çekerek Enki'yi lanetler. [13]

Tanrıçanın lanetini duyan tanrılar dehşete kapılırken lanetlenen Enki 8 farklı yerinden hastalığa yakalanır ve adeta ölüye dönüşür. Sonra efsanede bir tilki belirir. Tilki, Enlil'e Ninhursag'ı geri getirmeyi teklif edince Enlil'de karşılığında ona şehrinde bir ağaç ve şöhret vaat eder. Tilki zanaatıyla kendini süsler ve kurnazca Ninhursag'a yaklaşır. Ninhursag iyileştirmeye ikna olunca Enki'yi vulvasının (dişilik organı) yanına oturtur. Enki'ye ağrıyan-hastalanan yerlerini sorar. Bunlar baş, saç, burun, ağız/diş, boğaz, kol, kaburga ve kalçasıdır. Tanrıça ağrı içindeki her bölge için şifa tanrıları doğurur; bu tanrı ve tanrıçalar Enki'yi sağlığına kavuşturur, yaşama döndürür. Bu tanrılar özünde Enki'nin ağrıyan yerlerine atıfta bulunmaktadır. İsimleri doğrudan bu bölgelerin ismidir.

Önemli olan kısım da işte tam burasıdır. Hastalanan yerlerden biri kaburgaydı. Hasta olan her bölge için tanrıların çağrıldığı şiirin kaburga ile ilgili kısmı şöyledir:

šeš-ĝu a-na-zu a-ra-gig
"Kardeşim, neren hastalandı?"
ti-ĝu ma-[gig]
"Kaburgam hastalandı."
nin-ti im-ma-ra-an-[tu-ud]
Ninti’yi orasından doğurdu. / Ninti'ye yaşam verdim senin için.

Ti (𒋾) "kaburga", Nin (𒊩𒌆) ise "hanım, kadın" demektir. Yani Ninti (𒊩𒌆𒋾) "Kaburga Hanımı" demektir. [7] Kaburga kemiği ile var olmuştur. [11] Tevrat'ta Adem'in eşinin Adem'in kaburgasından, Kur'an'da ise Havva'nın Adem'den yaratıldığı anlatılır. Kur'an'da yaratılan kadının adı geçmezken Tevrat'taki adı Havva'dır (חַוָּה). Diğer adı Eve'dir.

Yaratılış 2: 21-25: RAB Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi.
Adem, “İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, Etimden alınmış ettir” dedi,
“Ona ‘Kadın’ denilecek,
Çünkü o adamdan alındı.”
Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak. Adem de karısı da çıplaktılar, henüz utanç nedir bilmiyorlardı.

Nisa 1: Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının...

A'raf 189: Sizi bir tek candan yaratan, kendisiyle mutlu olsun diye ondan da eşini yaratan O’dur...

Nisa 1: "...Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının."

İbranilerin onca organ varken kadının yaratılışı anlatılarında kaburgayı tercih etmişlerinin nedenlerini biraz açalım. Kitab-ı Mukaddes'e göre Havva adı anlam olarak aşağı yukarı "yaşatan dişi", "yaşam kaynağı" gibi anlamlara gelir.

Tevrat'a göre herkesin annesi olduğuna inanılan ve Adem'e eş olarak kaburgasından yaratılan kadına Havva ismini veren kişi Adem'dir.

Tekvin 3:20'de şöyle yazar:
Adem karısına Havva adını verdi. Çünkü o bütün insanların annesiydi.

Kitab-ı Mukaddes yazarı Havvâ adını "yaşamak, yaşatmak" anlamına gelen "hâyah" ın kökünden türediği ile [8] veya "hayat" anlamına gelen "hayya" [9] kelimesine dayandığı şeklinde açıklar.

Sümercede kaburga kemiğine de "ti" denir ve Dilmun şiirinde Enki'nin hasta organlarından biri kaburgasıdır. Fakat Sümercede "ti" aynı zamanda "yaşatmak" anlamına geldiğinden kaburga kemiğini iyileştiren kadın sadece "Kaburga Kemiğinin Hanımı" değil aynı zamanda Kitabı Mukaddes'teki gibi "Yaşatan Hanım" anlamına da gelir. [10] Yani Sümer dilinde bu iki anlam özdeş hale gelmiştir; -ti hem yaşam hem kaburgadır.

Enki'den bahsedilen söz konusu Dilmun şiiri Tevrat'taki Havva kıssasının temelini oluşturmuş [12], buradan da diğer dinlere geçmiştir. İbrahimi dinler üzerindeki etkisini oldukça fazladır. Birkaç örnek vereyim.

Efsanede güneş tanrısının* topraktan tatlı su çıkarmasını anımsatır şekilde Tekvin 2:6'da şöyle yazar:
"Ve yerden buğu yükseldi ve bütün toprağın yüzünü suladı".

* Enki'nin ricası üzerine içme suyunu getiren Güneş-Tanrı Utu'dur.

Efsanede yazana göre tanrıçalar ağrı ve sancı çekmeden, yağ gibi doğum yapmaktadır. Bu durum İbrani geleneğinde Havva'ya edilen lanetin arka planına, kaderinde çocuklarını çile çekerek taşıyıp ağrı içinde doğurmak olduğu inancına ışık tutar.

Enki yasak olan 8 bitkiyi yediği için lanetlenirken Adem ile Havva bilgi ağacının yasak meyvesini yediklerinden dolayı lanetlenmişlerdir.

Ulağı İsimud 8 bitkiye isim verip yemesi için Enki'ye uzatırken Enki onun bitkileri isimlendirmesine engel olmamış, onaylamış dolayısı ile yeni yaratılan bitkilere birlikte isim vermişlerdir. Benzer şekilde Tevrat'ın yaratılışı anlatan Ruhban metnine ait bölümünde (Tekvin 1:27; 5:2) ilk insanın erkek ve dişi olarak yaratıldığı, Yahvist metne ait başka bir bölümde (Tekvin 2:18-23) önce erkeğin, daha sonra kadının yaratıldığı vurgulanır. Buna göre ilk olarak yaratılan erkek aynı zamanda varlıkların isim babasıdır. Tanrı'nın onun için yarattığı kır hayvanlarına ve kuşlara isimlerini verir. Tıpkı Enki ve İsimud'un bitkilere isim vermesi gibi. 

Havva'yı kaburgasından yaratmadan önce Adem'e derin bir uyku verildiğinden bahsedilir. Aynı şekilde Ninti yaratılmadan önce Enki de derin bir uyku halindedir.

Kısacası Enki ve Ninhursag efsanesinin değişime uğrayarak Tevrat'a oradan da ufak değişiklikler ile Kur'an'a geçtiği açıktır. Sümer efsanesinde kaburgadan yaratılan tanrıça figürü İbrahimi dinlerin tek tanrıcı ilkelerinin etkisi ile sıradan, ölümlü bir insan haline getirilmiş ve çamurdan yaratılan Adem'e eş yapılmıştır. Tüm bunların ışığında, tanrısal mesajlar denen bu metinler gerçekten de eskilerin masallarıdır.