Denis Diderot 1713—1784

Konuşmalar

Önsöz


XVIII. yüzyıl Fransız filozoflarının en ileri fikirlisi, en inkılâpçısı olan Diderot 1 ekim 1713'te Langres'de doğdu. Babası bu şehirde bir bıçakçı dükkânı işletiyordu. Yani materyalist mektebinin şefi bir küçük burjuva muhiti içinde doğmuş ve büyümüştür. Gerek temayülleri, gerek şahsi alışkanlıklarında bu muhitin izlerini taşımıştır. Aile hayatı dolayısıyla, ansiklopedistlerin içinde halka en yakın olanı odur. Bununla beraber Diderot'nun babası hali vakti yerinde bir insandı. Ölümünden sonra çocuklarına bıraktığı mirastan Denis'nin* payına iki yüz bin frank kadar bir şey düşmüştür.

Diderot'nun babası, çocuklarını yüksek hayata karıştırmak için büyük bir arzu duymaktaydı Halbuki o zamanlar, bu çeşit arzulara kendini kaptıran küçük burjuvalar için cemiyette mevki sahibi olmanın tek bir yolu vardı: oğlan çocukları papaz olarak yetiştirmek, evlenmeyen kızlan da zengin bir manastıra yerleştirmek. İhtiyar Diderot bu yoldan yürüyerek büyük oğlu Deniş ile küçüğü Didier'yi Langres'deki Cizvit kolejine verdi ve kızlarından birini de bir manastıra soktu. Daha sonralan Diderot La Religieuse adlı romanında bu kız-kardeşinin başına gelenleri anlatmıştır. Küçük kardeşine gelince, o da Langres Katedralinin sayılı bir papazı olmuştu. Fransız papaz sınıfı onu daima hem bir model hem de tariz vesilesi olarak dinsiz ağabeyinin karşısına çıkarmıştır. Gerçekten de ne garip tecellidir ki babasının imanı bütün bir papaz olarak yetiştirmek istediği Denis hem de materyalist olmuştur.


Diderot'nun çocukluğuna ait çok şey bilmiyoruz. Lâkin iyi öğretmen olan Cizvitler bu çocuğun meziyetlerini ve istidadını keşfetmişlerdi, onun uzun gezmelere olan meylini bildikleri için, bir gün baba ocağından kaçarak, hocalarından biriyle uzaklara gitmeye onu teşvik etmişlerdi. Hareket edecekleri akşam kendisini yakalayan babasına, Paris'e gidip orada Cizvitlere gireceğini söyledi. Babası bunu fena karşılamadı ve bir müddet sonra bu arzusunun gerçekleşebileceğini vadetti. On beş yaşına girince Paris'e gönderdi.

Paris'e geldikten sonra. Denis, d'Harcourt kolejine girdi. Burada eski dillerle, matematiğe çalıştı. Bu çalışmalar onu teolojiden soğutuyor, nefret ettiriyordu. Böyle de olsa bu kolej onun zekâsına ileride kendi kendine keşfedeceği ufukları açmaya elverişli değildi. Diderot bu kolejde tahsilini bitirerek 2 eylül 1732'de maitre es arts [sanat ustası] unvanını kazandı. Babasının hoşnutsuzluğuna aldırış bile etmeden katiyen papaz olmayacağını söylüyordu. Babası çaresiz boyun eğip oğluna bir iş aramak zorunda kaldı ve hemşehrilerinden bir noterin yanına koydu. Fakat delikanlı işinden çok o sıralarda kibar âleminde ve âlim muhitlerinde pek moda olan İngilizce'ye çalışıyordu. İşte bu sıralarda kendini tamamiyle Hobbes'un, Locke'un ve Newton'un eserlerine verdi.

Bir taraftan da ihtiyar Diderot oğlunu sıkıştırıyor, papazlığa değilse bile, belli ve şerefli bir işe girmeye zorluyordu. Kızı Mine de Vendeul'un yazdığına göre, Diderot babasına «adam öldürmeye niyeti olmadığı için hekim olmak istemediğini, noterliğin de çok incelikleri olan güç bir meslek olduğunu, avukatlığı gönül hoşluğuyla kabul edebileceğini, fakat bütün ömrü boyunca hep başkalarının işleriyle uğraşmaktan fena halde tiksindiğini söylemişti.»[1]

Bunun üzerine babası meseleyi kökünden halletmek üzere Denis'ye bir ültimatom gönderdi. Oğluna ya Langres'a dönmesini, yahut da artık kendisine para gönderemeyeceğini bildiriyordu. Oğlu bu ikinci şıkkı tercih etti ve Paris'te kaldı. Bu hâdise 1733 — 1734 sıralarında olmuştur. O andan itibaren Diderot için başı boş hayat, avare bir artist hayatı başlamış oluyordu.

Bir tavan arasında oturuyordu. Bu tavan arasının kapısı belirli bir işi olmayan evsiz barksız ahbaplara daima açıktı. Sırtında eski püskü bir elbiseyle dolaşır dururdu.

Baba kararında inat etti ve hiç para göndermedi. Annesi, on yıl zarfında üç defa birkaç para göndermişti. Diderot önce matematik, daha sonralan İngilizce dersleri vererek kıt kanaat yaşıyor; şuna buna bir mektup, bir yazı yazıyor, bazılarına nutuk bazılarına da vaaz sureti kaleme alıyordu. Meselâ, Allah kelâmını Amerika yerlilerine duyurmak isteyen bir misyonere vaaz örnekleri yazmıştı. Daha düzenli bir hayata ancak 1731'den itibaren kavuşabildi. Bu sırada sonradan karısı olan Antoinette Champion adlı fakir ve kendi halinde genç bir kızla tanışmıştı. O zaman Antoinette küçük çamaşırcı dükkânı işleten anasıyla beraber oturuyordu. Kısa bir zaman sonra genç adam kıza talip oldu. İkisi de bir yandan kızın anasının, bir yandan da oğlanın babasının mukavemeti ile karşılaştılar. Nihayat 6 kasım 1743'te gizlice evlendiler.

Bu yıllarda yazılarından daha muntazam bir şekilde para gelmeye başlamıştı. İngilizceden üç ciltlik bir Yunan tarihi tercüme etti. Önsözü yazan Buffon'un idaresinde, diğer iki arkadaşıyla birlikte altı ciltlik bir tıp lügati tercüme etmeye başladı. Herhalde onun kafasında büyük bir ansiklopedik lügat çıkarmak fikri bu işi yaparken tomurcuklanmış olmalıdır. Bir müddet sonra yazı hayatındaki başarısına inanarak, tercümeyi bıraktı ve şahsiyetinin damgasını taşıyan eserler vermeye başladı. Geleneklerle çok az münasebeti olan felsefi doktrini de o günlerde şekillenmeye başlamıştı. Bununla beraber Diderot'yu daha başlangıcından itibaren inkılâpçı bir fikir adamı olarak göstermek gerçeğe aykırıdır. Onun fikirleri, ideolojik önderliğini yaptığı burjuvazinin gelişmesine uygun olarak olgunlaşmıştır. Gerçekten de XVIII. yüzyılın ilk ve ikinci yarılarının sınırında siyasi hayatın nabzı şiddetle vurmaya başlamıştı. Bu, kendini bilhassa Katolik kilisesinin dünya görüşüne yöneltilen yıkıcı tenkitlerle açığa vuruyordu. Modem büyük bir fikir ve siyaset adamının dediği gibi: Allah'ın tenkidi, dünyanın tenkidi; dinin tenkidi, hukukun tenkidi; Katolik teolojisinin tenkidi de siyasetin tenkidi oluyordu.

Bilhassa bu sonuncu tenkidin Fransa'da pek büyük tesirleri olmuştur. İşte Diderot inkılapçı fikir hayatına bu noktadan başlamış bulunuyordu.

Diderot 1741'de, İngiliz ahlâkçısı Shafesbury'nin Characteristics of men, manners, opinions adlı eserini essai sur le mérite et la vertu adıyla Fransızca'ya çevirdi. Diderot bu kitabı, Langers şehrinin ruhani muhitlerinde önemli bir şahsiyet haline gelmiş olan papaz kardeşine armağan etmişti. Armağan için yazdığı satırlarda, taassupla dinin bir araya gelemeyeceğini ve faziletli olmak için dindar olmanın yetmediğini ifade etmişti. İşte Diderot'nun fikir gelişmesinin böyle sessiz başladığını görüyoruz. Fakat yalnız bu fikir, kardeşini çileden çıkartmasına ve ağabeysine «sen ahlaksızlık uçurumuna yuvalanmışsın» diye çullanmasına sebep oldu. Aynı devirde de Diderot'nun Rousseau ile ahbap olduğu görüyoruz. 1741'de tanışmamışlardı. Fakat onların asıl 1746 ile 1749 yıllan arasında sıkı fıkı olduklarım, sık sık bir küçük meyhanede baş başa verip hararetle münakaşalara daldıklarını görüyoruz. Bu dostça konuşmalara katılan üçüncü arkadaş abbe de Condillac [Étienne Bonnot de Condillac] idi.

Üçü de İngiliz felsefesinden, bilhassa Locke'un felsefesinden söz açardı. Her biri amprizmi ve sensüalizmi [Duyumculuk] kendini ilgilendiren sahaya tatbike çalışıyordu: Diderot, hiç olmazsa ilk zamanlarda, teolojiye, Condillac psikolojiye ve bilgi nazariyesine, Rousseau da içtimai meselelere ve tıbbiyeye.. Bu gurupta en geniş bilgi ve görüşe sahip olan Diderot idi. Condillac'a meşhur Traite des sensations adlı eserinin ana fikrini veren o olduğu gibi, Rousseau'nun Dijon akademisine verdiği meşhur cevabın ilhamını da o vermişti.

Fakat üç arkadaşın yürüdükleri fikir yolu gittikçe birbirinden ayrıldı. Her ne kadar Condillac, ihsasla teemmülün muadeleti [duyumla düşünmenin eşdeğeri]** fikrini atarak Locke felsefesini aşmış ise de, kendini bir türlü fenomenizmden kurtaramamıştı. Rousseau da hiçbir zaman sensualist [duyumcu] bir deizm fikrinden kurtulamamıştır. İçlerinde daha ileri gidebilen, yalnız Diderot oldu. Daha 1741'den itibaren bir «materyalist felsefe programı» tasarlamaya başlamıştı. Aynı zamanda dostlukları da gevşemeye başlamış, eski sohbetler sona ermişti. 1758'de ani bir bozuşma Diderot ile Rouseau'yu birbirinden ayırdı.

Diderot 1749'da "Letne sourIes aveugles à l'usage de ceux qui voient"[2]yi yazdı. Bu kitap materyalist bir felsefenin ilk taslağı sayılabilir. Aynı yıllar zarfında Diderot kalemini edebiyat sahasında da denedi. Bununla beraber ilk eserleri. "Les Bijoux indiscrets" ile "L'Oiseau blanc : conte bleu" bize ne «burjuva dramı»nın öncüsünü ne de "Jacques le Fataliste" muharririni haber vermektedir.

Her ne kadar Diderot bu kitapları muharrir adı olmaksızın çıkardı ise de, Fransa'da siyasi hava bulutlarla kaplanınca, polis tarafından tanındı ve hapse atıldı. Avusturya hanedanı harbi sırasında hükumet yeni vergiler koymuştu. Bu vergilerin sulhun imzasından sonra kaldırılması lâzımdı. Bu sulh 1748 nisanında imzalandı. Fakat vergiler kaldırılmadı. Halk bu vergiyi vermedi ve eyalet meclisleri de bu hareketi tuttu. Tazyik altında kalan hükumet bazı müsaadelerde bulundu. Vergiler yarı yarıya indirildi; karışıklıklar devam ediyordu. Alaylı türküler, karikatürler yayılmaya başlamıştı. Kilisede bazı tazyik tedbirlerine başvurunca kral ve hükumet aleyhine yazılmış bir sürü broşür ve beyanname ortalığı kapladı.

Siyasi durum bilhassa 1749 temmuzuyla ağustos arasında çok gerginleşmişti. İşte o zaman hükumet büyük çapta tazyik tedbirlerine başvurmaya karar verdi. Bastille ve Vincennes zindanları birçok muharrir, edebiyatçı, âlim ve hattâ jansenist [Jansencilik] papazıyla doldu, taştı. İşte Diderot Vincennes şatosuna kapatılanlar arasında bulunuyordu. Onu 1749 yılının 24 temmuzunda yakalamışlardı.

Diderot zindanda yirmi sekiz gün kaldı. Hürriyetine kavuştuktan sonra onun için yeni ve uzun bir devir açılıyordu: bundan sonra Encylopedie'yi kurmaya çalışacaktır.

Diderot'un kafasında bir ansiklopedik lügat çıkarmak fikri 1740 sıralarında doğmuştu. Bu sırada, başlarında Le Breton'un bulunduğu bir grubun da böyle bir proje hazırlamakta olduğunu öğrenmişti. Diderot bunlarla temasa geçti ve D'Alembert'in yardımını da sağladı. Başlangıçta İngiliz Chambers'in ansikpoledisini on iki cilt halinde çevirmeyi düşünmüşlerdi. Bu arada Diderot hapse atıldı. Hürriyetine kavuştuktan sonra kendisini ihtirasla, hayatının yirmi yılını dolduran ansiklopedi çalışmalarına verdi. Nihayet 1751'de Encylopedie'nin ilk cildi çıktı. İlk iki kısım dolduran önsözü «Discours preliminaire» d'Alembert yazmıştı. İlimlerin bölünmelerine ayrılan üçüncü bölüm de Diderot tarafından yazılmıştı. İkinci sayıdan itibaren papazlar, ansiklopediye karşı ayaklandılar ve toplatılması için kraldan emir çıkarttılar. Diderot bundan da yılmadı Bütün enerjisiyle çalışarak her yıl bir cilt çıkardı. Bu sırada şahsi eserlerine daha az yer vermeye başlamıştı. Bunlar arasında en mühimi 1754'de yayınladığı "pensées sur l'interprétation de la nature"dür. Bu kitap açıkça materyalist bir eserdir. Metot ve teori bakımından ehemmiyeti büyüktür.

Bu sırada Didero'nun sanat anlayışı da gittikçe olgunlaşıyordu. Aristokrat sanatın karşısına bir burjuva sanatı çıkarmaya hazırlanıyordu. Eserlerinde basit insanların büyüklerin gözünden kaçan sade yaşayışını, onların zevklerini ve kederlerini anlıyordu. Bu bakımdan Diderot yepyeni bir sanat nevinin edebiyat tarihine «Burjuva dramı» diye geçen tarzın kurucusu olmuştur. Bu anlayışla 1757 de Le Fils naturel, 1758 de de Le Père de famille adlı piyesleri yazdı. Bu piyesler bugün için büyük bir değer taşımasalar bile yeni bir çığır açma bakımından ehemmiyetli oldukları için XVIII. asırda bütün Avrupa'da ün kazanmışlardı. Aynı yıl çıkardığı "sur la poesie dramatique"de dram anlayışını kati olarak formülleştirmiştir. Daha ileri ki yıllarda çalışmalarına hızla devam ederken bilhassa ansiklopedi yüzünden başına birçok dert açıldığını görüyoruz. Önce D'Alembert papazların gittikçe artan düşmanlıklarından korkarak ayrılıyor. Bir müddet sonra Voltaire de aynı yolu tutuyor. 1758'de Rousseau ile araları kati olarak açılmıştır. Bütün bu dostlarının vefasız çıktıklarından doğan kederler yanında bir ihanet onu derinden derine sarsıyor. Encylopedie'yi çıkaran Le Breton gizli basılan son on ciltteki maddeleri elden geçiriyor, yumuşatıyor, kendisince zararsız hale koyuyor; bazen bütün mânâsını mahvederek öldürüyor. Diderot bu işin farkına tesadüfen 1764'te varmış ve ilk provaları gördükten sonra Le Breton'nun bunları nasıl kısırlaştırdığını anlamıştır. Bu ihanet Diderot'yu çileden çıkarıyor, kızı Mme de Vandeuil, o zaman babasının nasıl feryat ettiğini, işi bırakmaya kalktığını «Hâtıralar»ında anlatır. Diderot, 2 kasım 1764'te Le Breton'a şunları yazmıştı:

Siz beni iki yıl alçakça aldattınız. Zamanlarını size vermiş olan yirmi namuslu insanın emeğini öldürdünüz, yahut vahşi bir hayvana öldürttünüz. Onlar, hiçbir karşılık beklemeden gece gündüz iyilikten ve hakikatten başka bir şey düşünmeden çalışmışlardı. Tek ümitleri fikirlerinin yayıldığını görmek, lâyık oldukları takdirleri toplamaktan ibaretti ki sizin haksızlığınız ve nankörlüğünüz onları bundan da mahrum etmiş bulunuyor.

Buna rağmen Diderot içinde hep bu acıyı taşıyarak çalışmalarına devam etti ve ömrünün yirmi yılını verdiği dev gibi eseri tek başına yürüterek bitirdi.

1772—1755 arasındaki devre Diderot'nun kendisini hemen tamamiyle ansiklopediye verdiği ve başka işlere pek az yer ayırdığı yıllara tesadüf etmekle beraber hayatının en yaratıcı devreleri olmuş, bütün şaheserlerini o yıllarda yazmıştır.

Diderot bilginin ve sanatın her sahasında kalemini kolaylıkla yürütebilen nadir yaradılışlı bir insandı. Onun bu devirde yazdığı kitapların ölümünden sonra basılmış olmasının ehemmiyeti yoktur. Bu eserler dost çevrelerin dışında duyulmuştu. Grimm, bunları el yazması gazetesinde haber veriyor, yabancı memleketlere tanıtıyordu.

1773'e kadar Diderot, felsefe sahasında “Entretien entre d'Alembert et Diderot”; “Le rêve d'Alembert”; “ Suite de l'entretien”. (1769)[3] nevinden şaheserler yazmıştı. 1770 de "pensées sur l'interprétation de la nature"deki temayı tekrar ele alarak "Principes philosophiques sur la matière et le mouvement"ı yazdı. Bu kitabın d'Holbach'ın "Système de la nature" adlı eseriyle büyük bir bağlılığı vardır. Diderot içtimai felsefe meseleleriyle, kendisi için daima tazeliğini muhafaza eden din meselelerine 1772'de yazdığı "Supplément au Voyage de Bougainville"de yer vermişti.

Diderot nesirle yazılı edebî eserlerinin en önemlilerini de bu devirde vermiştir. 1760 'da meşhur
La Religieuse'ü yazdı. 1762'de Le neveu de Rameau [4]’yu bilirdi. Diyalog şeklinde yazılmış olan bu kitap, bütün on sekizinci asrın olduğu kadar, dünya edebiyatının da tazeliğini, kuvvetini hiç kaybetmeyen en parlak şaheserlerindendir. Bu diyaloglarda, neşeli ve şiir dolu bir fanteziye bürünmüş olarak yapılan cemiyet tenkitleri, bugün bile kuvvetinden, doğruluklarından hiçbir şey kaybetmemiştir. Goethe, Le neveu de Rameau 'nun müsveddelerini okuduğu zaman Fransız dehasının bu güzel eserini kendi memleketinde de tanıtmak için bir solukta Almancaya tercüme etmişti.

Diderot 1773'te nesirle yazılmış büyük bir epope olan Jacque Le Fataliste'i bitirdi. Bu ana eserin yanında da gerçekten artistik minyatür denilebilecek küçük yazılar yazmaktan da geri kalmıyordu. 1773'de Paradoxes sur le Comedien'i[5] yazdı. Bu kitapta Diderot doğrudan doğruya tiyatroyu ve aktörün oyununu ele almaktadır. Diderot güzel sanatlarla (arts) el sanatları veya zanaatlar (métiers) [meslekler] arasında çok büyük sanılan mesafeyi kolayca aşmıştı. Her ne kadar onun teknik üzerine yazılmış belli başlı bir eseri yoksa da, ansiklopedideki resimler ve tablolar onun tekniğe verdiği ehemmiyetin canlı bir vesikasıdır. Devrindeki zanaatlarda kullanılan aletlerin ve makinelerin resimlerini atölyelere giderek bir bir kendi yapmış veya beraber götürdüğü ressamlara yaptırtmıştı. Makinelerin kullanılışı hakkında zanaatkarlarla, işçilerle uzun uzadıya konuşur, onları kendi eliyle söker, sonra yine kurardı. Ansiklopedinin bu konudaki maddeleri bize endüstri inkılabının arifesinde, tekniğin durumu hakkında çok kuvvetli ve doğru bir bilgi vermektedir. Diderot böylece zanaatları incelerken bunlarda çalışan işçilerle, onların haliyle de yakından ilgilenmiş, işçi sınıfının varlığını da tanımıştır. İşçilerin yaşayışından bahsederken: «Eğer gündelikçi yoksulluk içinde ise, millet de yoksul demektir»[6]diye yazmıştı. .

Diderot'yu 1773 yılma yani altmış yaşına kadar böylece durup dinlenmek bilmeden çalışır görüyoruz. Bu ihtiraslı çalışmaya o yıl Rusya'yı yaptığı uzun seyahat biraz aralık vermişti.

* *
Rusya'yı sert bir kölelik sistemi, Asyalı metotlarıyla despotça idare eden Katerine II. Avrupa'da kendine sempati toplamak için hür fikirli münevverlere, bilhassa Fransa'nın «aydınlık filozoflarına» sempati göstermekten, onlarla dostluk bağları kurmaktan geri durmuyordu. Bilhassa d'Alembert'e oğlunun hocalığını teklif etmiş, Voltaire'e «Katerina II.nin asrı»nı yazdırmaya çalışmış, bunlara devrin modası gereğince maaşlar bağlatmıştı. Bu arada Diderot'ya da yakın bir alâka göstermişti. Artık ihtiyarlayan filozofun kızına drahoma verebilmek için kütüphanesini satmak istediğini Paris'teki sefiri Galitzin'le, Diderot'nun en yakın dostlarından Grimm'den öğrenmiş, 1765'te kütüphaneyi 15.000 franga satın almış fakat büyük bir cömertlik göstererek, ölümüne kadar bu kütüphaneden faydalanmasına müsaade etmiş, üstelik de Diderot'yu bu kütüphaneye ayda 1000 frank maaşla kütüphaneci tâyin etmişti.

1773 yılının 28 eylülünde Diderot, Saint-Petersburg'a gelmişti. Katerina onu büyük bir muhabbetle veya böyle görünerek karşıladı. Halbuki filozof çariçenin kendisini ancak bir iki defa kabul edeceğini sanıyordu.

Diderot, Katerina hakkında ilk intibaını şöyle ifade etmişti: «onda Kleopatra'nın cazibesiyle, Brutus'un ruhu birleşmiş» Diderot, Katerina'nın karşısında. Paris salonlarında veya dostu d'Holbach'ın meclisindeki kadar açık sözlülükle konuşmuş, düşüncelerini olduğu gibi söylemekten çekinmemişti. Katerina da büyük bir ustalıkla ona candan görünür gibi yapmıştı. Fakat bu alâka ve yakınlık bir maskeden ibaretti. Gerçekten, inkılâpçı kafalı filozofun fikirlerine karşı büyük bir antipati duyuyordu. Nitekim bunu 1787'de Comte de Ségur'e şöyle anlatmıştı:

«Onunla sık sık ve uzun boylu, konuşurduk. Ama bunu faydalanmaktan çok bende uyandırdığı merakı gidermek için yapardım. Eğer Diderot'nun söylediklerine kulak verecek olsam, imparatorluğumda her şey altüst olurdu ve kanunları, idareyi, siyaseti kaldırıp bunların yerine birtakım çok garip nazariyeleri koymam gerekirdi.»

Şurası muhakkaktır ki köleliğe dayanan bir devletin başında bulunan bu çariçe, Diderot'nun inkılâpçı burjuva nazariyelerine, garip nazariyeler adını veriyordu. Saraya bağlı tarihçilerin uydurdukları masalın aksine olarak feodal bir devletin başında hüküm süren Katerina, Diderot'nun fikirlerinden yani genç ve inkılâpçı Burjuvazin'in görüşlerinden nefret ediyordu. Diderot da bunu farketmiş, fakat alçakgönüllülükle şöyle açığa vurmuştur: «Filozofun gözüyle, hükümdarın gözü başka başka görüyor.» Katerina II. nin lütufları ve yapmacıkları onun despotluğun her şekline karşı duyduğu derin nefreti zerre kadar azaltmamıştır. Bilâkis o Katerinavari «aydın despotlara» olan kinini birçok fırsatlarda açığa vurmuştu. Bir millet için başına âdil, bilgili bir «aydın despotun» geçmesini en büyük felâket sayıyordu. Ona göre böyle «aydın bir despot» şahsında despotizmi sevdirerek milleti bir koyun sürüsü haline getirir. Böylece Diderot bütün fikirlerinde olduğu gibi, siyaset alanında da ileri bir inkılâpçı olmuştu. Bundan dolayı da o, fikirleri birçok cephelerde birbiriyle tenakuz halinde bulunan Voltaire'den ve Rousseau'dan ziyade XVIII. asır düşünüşünün mümessili ve inkılâpçı fikir hareketlerinin en tam, en atılgan şefi olmuştur.

Diderot'nun şahsiyetindeki bütünlüğe, son nefesine kadar ileri ve inkılâpçı fikirlere bağlılığına güzel bir örnek: 19 şubat 1784'te kan kusarak yatağa düşmüştü. Ak ciğerlerinden biri tamamiyle su dolmuş, üstelik vücuduna inme de inmişti. Onun bu halini duyan mahalle papazı, dinsiz filozofu ölüm korkusuyla imana getireceğini umarak başucuna gelir. Çünkü o, nice böyle Allah'ı inkâr eden «serbest fikirlinin» can çekişirken istavroz çıkardığını görmüştür. Filozof, papazı güler yüzle karşılar. Dostça konuşulur. Papaz da bunu fırsat bilir, şimdiye kadar yazdıklarının yanlış olduğunu ilân ederse efkârı umumiye üzerinde iyi bir tesir yapacağını söyler. Ölmek üzere olan Diderot'nun cevabı şudur:

— Belki, papaz efendi, ama böyle bir şey yaparsam, hayasızca yalan söylemiş olurum.

Kızı Mme de Vendeuil'ün anlattığına göre de, ölümünden bir gün önce dostlarıyla şuradan buradan konuşurken söz felsefeye hangi yoldan ulaşılabileceği konusuna gelir. Diderot şöyle der: «felsefeye gitmek için ilk adım imansızlıktır.»

Ertesi sabah. 31 haziran 1784, Diderot biraz doktoruyla konuşur. Fakat herkes sofraya otururken karısı kendisine seslenir. Cevap gelmez: Diderot ölmüştür.[7]



Dip Notlar
1 Memoires de Mm de Vandeuil: Oeuvres. tome 1, P. XXXII.
2 Körler hakkında mektup (Çev. Adnan Cemgil) Millî Eğ. Bakanlığı, Fransız klâsikleri 1945.
3 Bu üç felsefi diyalog «Konuşmalar» adı altında çıkan bu kitapta toplanmıştır.
4 Rameau'nun Yeğeni (Çev. AdnanCemgil): Millî Eğitim Bk. Fransız klasikler serisi, 1946.
5 Aktörlük hakkında aykırı düşünceler. (S. Esat Siyavuşgil) Fransız klâsikleri 1943
6 Lettres a Mile Volland, 15 Juin 1774; Sophie Volland'a Mektuplar (Çev. E. Deriş)
7 Bu önsöz; (1. K. Luppol, DİDEROT, Paris 1936, S 57-93) den hulasa olarak tercüme edilmiştir.


-----------
Blogda Yayımlayanın Notları DK

Önsöz bölümü aynen alınmış olmakla birlikte bazı düzletmeler yapılmıştır. Örneğin eski dile uygun yazılmış kelimeler bugün yazıldığı gibi düzeltilmiştir: "ediceği, edeceği" gibi.
Yabancı isimler Google üzerinden kontrol edilmiş ve orijinaline göre düzeltilmiştir.
Metin içindeki köşeli parantezli açıklamaları ben ilave ettim.

*Denis, Fransızca "Dönî" okunduğu için aldığı ek, "nin" oluyor. Yanlışlık yok.

** Düşünür tüm bilgilerin şekil değiştirmiş birer duyum olduğunu savunmuştur.


Metnin Kaynağı: Diderot, Konuşmalar, "Entreti ens", Önsöz Bölümü, Çev. Adnan Cemgil, MEB Yayınları Batı Klasikleri, 1998 (İlk baskının tarihini yazmamışlar)

ayrıca bkz. https://www.britannica.com/biography/Denis-Diderot