Da Vinci Şifresi: Edebiyat oyunu değil, YALAN

 MARIO  ARTURO IANNACCONE

"Rennes-le-Chateau Aldatması':
Scienza e Paranormale 
[Bilim ve Paranormal] Dergisi, 59
Rennes-le Chateau

Sunulduğu biçimiyle Rennes-le Chateau mitinin uydurma olduğunu bilen Dan Brown, metninde Kendi çalışmasının "tarihsel olgular''a dayandığını belirtmiş ve romanının içeriğini "gerçeklik bağlamı"nda da savunmuştur. Hem romancı Brown hem polemikçi Brown, Sion Tarikatı'nın "doğrulanabilir'' varlığı "kanıtı"ndan yararlanırlar. Brown'ın hassas argümanlardan kurulu yazınsal düzeneğini, (tanımı gereği anlamca belirsiz) edebiyat oyunu değil, yalan harekete geçirir.

Da Vinci Şifresi, belirli bir savı olan bir roman, adı konmamış bir risaledir. Birçok yorumcu bunu dile getirmiştir, ama birçoğu gülümseyip umursamaz bir tutum takınmış, yanlış bir biçimde bu yaklaşımı "yazınsal bir yöntem" şeklinde haklı çıkarmışlardır. Birçok roman (Manzoni'nin Nişanlılar'ındaki "not defteri"ni ya da Potocki'nin Zaragoza'da Bulunan El Yazması'nı düşünelim), benzeri yöntemlere başvurarak anlatı düzeneklerine hareket kazandırırlar. Ne var ki, Brown örneği farklıdır: Söyledikleri, hiçbir belirsizlik halesine büründürülmemiştir, anlattığı öykü gerçek gibi, hatta gerçek görünecek şekilde Kurgulanmıştır.

Paris'teki Milli Kütüphane'de bulunan ve Sion Tarikatı'nın ve onunla ilgili göz kamaştırıcı gizler bütününün varlığını kanıtlaması gereken düzmece Gizli Dosyalar, Brown'ın kitabında tıpkı pek de dürüst olmayan yüzlerce kitaptaki gibi gerçek olarak sunulur. Brown'ın, yazınsal olduğu için doğrudan yasadışı olmayan iş görme tarzı, ideolojik-dinsel propaganda amacıyla sözde belgeli gerçekleri çarpıtır. Bu yüzden, Brown'ın (ve onun arkasında duranların) yaptığı, zararsız ya da masum değildir. Brown, "yazar''ın öykü dışı tezini pekiştirmek için, sahte belgeleri içten pazarlıklı bir tutumla kullanır. Mariano Tomatis'in, gerçek ile yalanın böyle kayıtsızca kullanımıyla ilgili olarak, bağlam farkı bir yana, Sion Bilgelerinin Tutanakları'nı hatırlatması bir rastlantı değildir. Zamanın gerektirdiği sağduyu ve geçmişten gelen deneyim, böyle hassas konular hakkındaki kitaplarda anlam belirsizliği örtüsünün kullanılmasını öngörür. Son zamanlarda, Rennes-leChateau miti, gerçekliğin sürekli tahrip edilmesi sonucunda geçerliliğini yitiriyordu. Onu yeniden gündeme taşıyan metinler arasında en sonuncular, aşın bir yaratıcılık yorgunluğu sergilerler. Öneriyi, ürünü yenileyerek "yeniden lanse etmek'' gerekiyordu. 
Yola çıkılan romana (De Sede'in 1962 tarihli Tapınak Şövalyeleri Aramızda'sına) dönmek gerekiyordu. Bu gereklilik için bir telif ajansı, daha önce Melekler ve Şeytanlar'ı yazmış olan (romanda, ipleri Vatikan'ın elinde olan evrensel bir komplo anlatılır) komplocu yazar Dan Brown'ı seçti; Brown amaçları konusunda çok açık sözlüdür (kişisel sitesine bir ziyaret, çok öğretici olabilir). Yakında, dev bir Hollywood yapımı, bu yapılanların ima ettiği "Katoliklik karşıtı savaşı" (Kulturkampf) daha da güçlendirecektir: Magazin dergilerinin umursamazlığıyla tarihi yeniden yazmak, talk show'ların kolaylığıyla tarihi çarpıtmak. Bir forumda bir araya gelerek nihayet tarihte "gerçeklik'' çağının, "radical truth"un gelişini selamlayan romanın pek çok saf ve tutkulu okurunun da katkısıyla.

Bu bölüm, Umberto Eco'nun Efsanevi Yerlerin Tarihi içindedir, Doğan Kitap, s. 429