Çıplak Maymun

 Desmond Morris

önsöz
Desmond Morris maymun Kongo ile. 1956

Bugün dünyada yaşayan yüz seksen üç maymun ve goril türü vardır ki, bunlardan yüz seksen ikisinin vücudu, kılla kaplıdır. Tek istisna, kendisine Homo Sapiens adını vermiş olan çıplak bir maymundur. Parlak bir başarıya ulaşmış olan bu tür, zamanının büyük bir bölümünü davranışlarının soylu nedenlerini incelemekle ve en az o kadar bir zamanını da (inatla) temel nedenlerini görmezlikten gelmekle geçirir. Çıplak maymun, primatlar arasında en büyük beyne sahip olmakla övünür, ama en büyük cinsel organa da sahip olduğunu gizlemeye çalışır ve bu şerefi, güçlü goril hazretlerine bırakmayı tercih eder. Yalan.
Çıplak maymun, ses olanaklarını son haddine kadar kullanan, büyük bir araştırma duyusuna sahip, kalabalık bir toplum içinde yaşayan bir maymundur: Bu maymunun davranışlarının temelindeki nedenleri incelemenin zamanı gelmiştir artık.

Ben bir hayvan bilginiyim. Çıplak maymun da bir hayvandan başka bir şey değildir. Şu halde, onun üzerine bir şeyler yazmaya kendimde hak görüyor ve çıplak maymunun tutumlarından bazısı hayli karmaşık ve etkileyici imiş diye, bu konuda daha fazla susmayı kabul etmiyorum. Dayanağım da şu: Homo Sapiens, bilgisini ne kadar çoğaltmış olursa olsun yine de çıplak maymun olarak kalmış; davranışlarını ne kadar soylu nedenlere dayarsa dayasın, yine de ilk baştaki o pek soylu olmayan güdülerden vazgeçmemiştir. Bundan biraz utanç duyduğunu biliyoruz, ama baştaki içgüdülerinin milyonlarca yıldan beri onu etkilediğini, yenilerinin ise sadece birkaç bin yıllık bir geçmişe dayandığını unutmamalıyız. Bu yüzden, bütün gelişimi boyunca biriktirmiş olduğu genetik mirası bir omuz silkmekle sırtından atabilmesi kolay değildir. Bu gerçeği kafasına iyice yerleştirebildiği anda çıplak maymun belki daha rahatlayacak, daha eksiksiz bir hayvan olacaktır. Bir hayvan bilgininin ona yapabileceği en büyük yardım da budur belki.

Çıplak maymunun davranışlarını konu edinen incelemelerin en şaşılası yönü, çoğunlukla göze apaçık görünen şeyleri atlayıp geçmiş olmalarıdır. İlk antropologlar, doğal yapımızın gerçek köklerini ortaya çıkarabilmek için dünyanın dört bucağına seğirtmişlerdi. Oysa, bu uzak kültür kaynakları hemen hemen sönmüş durumdadır. Bilginler, gezilerinden bu kabilelerin sevişme görenekleri, garip akrabalık sistemleri ve esrarlı ayinleri üzerine şaşırtıcı gözlemler edinerek dönmüşler ve bu malzemeyi sanki bütün insan türünün davranışlarını açıklamak yolunda, büyük bir önem taşıyormuş gibi kullanmaya kalkmışlardır. Bu araştırıcıların çalışmalarının çok ilginç olduğuna şüphemiz yok ve muhakkak ki, bir çıplak maymun topluluğunun kültürel bir çıkmaza sürüklenmesi sonucu neler olabileceği konusunda edindiğimiz bütün değerli bilgileri onlara borçluyuz. Bu çalışmalar, davranış biçimlerimizin topyekün toplumsal çöküntüye yol açmaksızın, normalden ne kadar saptırılabileceğini ortaya çıkarmıştır. Ama, bunlar tipik bir çıplak maymunun tipik davranışları üzerinde bize hiçbir şey öğretmiş değiller. Bu sonuca ulaşmanın tek yolu, üstün kültürlerin çoğunluğunu temsil eden gelişmiş örneklerin davranışlarını gözlemektir. Biyolojik açıdan benimsenebilecek tek doğru yol da budur zaten. Eski okul antropologları, ilkel bir teknolojiye sahip bu kabile topluluklarının, ileri uygarlıklara oranla konuya daha yakın olduğunu ileri süreceklerdir. Ben de onların bu düşüncesine karşı diyeceğim ki, bugün yaşamakta olan bu gibi topluluklar, ilkel değil, sadece “aptallaşmış” gruplardır. Gerçek ilkel kabileler, binlerce yıl var ki, silinip gitmiştir. Çıplak maymun türü, büyük bir araştırıcılık niteliğine sahiptir. Dolayısıyla, gelişmeyi başaramamış bir toplum, bir anlamda “hayırsız çıkmış” sayılabilir. Onu böyle dizginleyen bir şey olmuş demek ki; türün, çevresini araştırmak yönündeki doğal eğilimini engelleyen bir şey. İlk antropologların bu kabileler üzerindeki çalışmaları belki de, sadece grubun kendine özgü gelişimi içinde sınırlanıp kalmıştır. Onun için bu bilgileri türümüzün davranışının genel çizgisine temel olarak almak tehlikeli olabilir.

Psikiyatrlarla psikanalizcilere gelince, onlar bu kadar uzağa gitmemiş ve incelemelerini esas daldan aldıkları örnekler üzerinde yoğunlaştırmışlardır. Ne var ki, başlangıçtaki incelemelerin büyük bir bölümü, antropologların düştüğü yanlış kadar olmasa bile, yine de peşin yargılarla sınırlandırılmıştır. Ruhbilimcilerin çalışmalarına konu olanlar, genellikle ya bir anormalliği ya da bir eksik yanı olan kişilerdir.

Sağlıklı, başarılı, dolayısıyla tipik bireyler olsalardı, psikiyatrların yardımına muhtaç olmazlar ve psikiyatri bilimine bir katkıda bulunmazlardı. Bu bilginler bize, davranışlarımızın ana çizgisinin nasıl bozulabileceği konusunda çok önemli toplu bir bakış getirmişlerdir. Ancak türümüzü bir bütün olarak ele alıp da biyolojik niteliğini tartışmaya kalktığımız zaman, sadece antropologlarla psikiyatrların ilk bulgularına dayanmanın yersiz olacağı kanısındayım.
Bu kitapta uygulamayı tasarladığım yöntem, üç ana kaynağa dayanmaktadır.
1- Geçmişimiz üzerinde paleontologların bize sağladıkları bilgiler ki, bunlar, uzak atalarımızın fosillerinin ve daha başka kalıntılarının incelenmesinden elde edilmiştir.
2- Hayvanların davranışlarını kıyaslamalı olarak inceleyen bilginlerin (paleontologların), özellikle en yakın akrabamız olan maymun ve goriller üzerine topladıkları bilgiler.
3- Çıplak maymun türünün en gelişmiş üyeleri üzerinde kolaylıkla yapılabilecek gözlemlerin sağladığı bilgiler ki bunlar da temel davranışlarımızın ana çizgisini belirleyecek niteliktedir.

Giriştiğimiz çaba, çok büyük olduğu için bunu elimden geldiği kadar sadeleştirmek zorundayım. Özellikle, yaşayışımızın başka türlerinde de birer karşılığı olan görünüşleri üzerinde duracağım: Yani, beslenme, temizlik, uyku, dövüşme, çiftleşme ve çocuk bakımı gibi konular üzerinde. Çıplak maymun, bu temel sorunlarla karşı karşıya kaldığı vakit, tepkileri ne olur? Bu tepkiler diğer maymunlarınkiyle nasıl kıyaslanabilir? Hangi noktada onlardan ayrılmakta ve bu özellikleri, türüne özgü verimsel gelişimle nasıl bağdaşmaktadır?
Bu sorunları tartışma konusu yaparken, birtakım kimselerle çatışmaya gireceğimi de bilmiyor değilim. Bazıları, kendilerinin hayvan yanını ne bilmek, ne de görmek isteyeceklerdir. Bunlar, türümüzün niteliklerinden, kaba saba bir biçimde, "hayvan"ca söz etmemi, insanlığa karşı küçültücü bir tutum olarak niteleyecekler. Bazıları da bir "hayvancı"nın kendi alanlarını çiğnemeye kalkmasından pek hoşlanmayacaklar. Ama ben, sorunu bu şekilde ele almanın çok yararlı olduğuna inanıyor ve uyguladığım yöntemin, pek mükemmel olmasa bile, olağanüstü bir durum gösteren çıplak maymun türünün karmaşık niteliği üzerine yeni ve (bazı bakımlardan) beklenmedik bir ışık tutacağını sanıyorum.

ÇIPLAK MAYMUN, Desmond Morris
İngilizceden çeviren: Nuran Yavuz
Özgün Adı: The Naked Ape
© 1985, İnkılap Kitabevi