Global Notification

Telegram Sohbet info

HER ŞEYİN KÖKENİ, KOZMOS ve MİLETLİ ANAKSİMANDROS
Yer imi

HER ŞEYİN KÖKENİ, KOZMOS ve MİLETLİ ANAKSİMANDROS

Mekale: HER ŞEYİN KÖKENİ, KOZMOS ve MİLETLİ ANAKSİMANDROS

Bilime dair herşey Türkiye'nin Bilim sitesi diwun.com. Çevrimiçi ücretsiz olarak okuyabileceğiniz Arkeoloji Mitoloji, Antropoloji, Paleontoloji ve Bilgilersunuyoruz.

Okumak HER ŞEYİN KÖKENİ, KOZMOS ve MİLETLİ ANAKSİMANDROS

Yazan: A.Kara

HER ŞEYİN KÖKENİ, KOZMOS ve MİLETLİ ANAKSİMANDROS

"Varolan şeylerin ilkesi, apeiron'dur. Şeyler ondan meydana gelir ve yine zorunlu olarak onda ortadan kalkarlar; çünkü onlar zamanın sırasına uygun olarak birbirlerine karşı işlemiş oldukları haksızlıkların cezasını (kefaretini) öderler." - Miletli Anaksimandros [1][2]

Sokrates öncesi filozoflardan biri Miletli Anaksimandros'tur. MÖ. 610'da doğmuş 546'da ölmüştür. Çok yönlü biridir, matematikçi, devlet adamı, astronom, doğa bilgini ve kartograftır. Onun çok seyahat ettiğine ve muhtemelen geçmişte Miletlilerin Karadeniz kıyısında kurduğu Apollonia adlı koloninin başında bulunduğuna inanılır. [3]

Diogenes'in bahsettikleri bize Anaksimandros'un kişiliğine dair fikirler verir. Onun ağırbaşlı olduğunu ancak gösterişli giyinmekle ilgili bir sorunu olmadığını, şarkı söyleyerek çocukları güldürdüğünü yazmıştır. Kahkahaları duyduğunda şöyle dediği rivayet edilir:

"Çocukların iyiliği için daha iyi şarkı söylemeliyiz." [4]

Greklerde ilk kez kara ve deniz haritasını çizerek bunları bir küre içine alan odur. [5] Her ne kadar haritacılığın tarihi çok daha eskilere, Mısır, Babil, Sümer'e dayanıyor olsa da onların haritaları belirli bir bölgeyi ele alırken daha geniş, evrensel bakış açısına sahip olan Anaksimandros bir dünya ve gök haritası yapmıştır.

Diogenes'in çalışmasında hayatı hakkında çok az şey bilinen Anaksimandros'un bir gnomon** yani düz taban üzerine yerleştirilen dik çubuğun günün çeşitli saatlerinde oluşturduğu gölgelerin yer ve uzunluklarına bakarak zamanı belirlemeye yarayan bir güneş saati tasarladığı yazmaktadır.

** Grekçede (γνώμων, gnōmōn) gösterge anlamına gelir.

Sonsuzluğa olan inancından dolayı birçok bilim insanı tarafından ilk metafizikçi olarak kabul edilir. Tabi her filozof gibi onun da hataları olmuştu fakat hatalı da olsa kozmos fikrini başkalarına açmış ve kuramsal astronomlardan biri olmuştu.

Adından da anlaşılacağı gibi Milet okulu öğrencilerindendi. Milet Okulu MÖ. 6.yy'da Batı Anadolu'daki Milet şehrinde kurulmuştu. Anaksimandros bu felsefe okulunun önde gelen üç isminden biriydi, diğer ikisi Thales ve Anaksimenes'ti. Anaksimandros Thales'in (MÖ 624/23-548/45), Anaksimenes (MÖ 586-526) ise Anaksimandros'un öğrencisiydi.

Coğrafi konum ve okul nedeniyle aynı grupta bulunuyor olsalar da bu üç filozof çoğu konuda oldukça farklı görüşlere sahipti. "Evrenin en önemli tözü nedir?" gibi doğayla ilgili sorulara odaklanmış olmalarının da birlikte gruplandırılmalarında rol oynadığı söylenebilir. Çünkü Milet Okulu doğa felsefesinin öncüsüydü.

* Diğer adıyla Diogenes Laertius

FELSEFİ GÖRÜŞLERİ

İlk Neden

Tıpkı Thales gibi Anaksimandros da her şeyin arkhe'sini yani ilksel unsurunu, kökenini aramak üzerine çıktığı yolda maddesel bircilik (maddi monizm) ile yani fiziksel dünyanın, dünyadaki tüm nesnelerin tek bir unsurdan oluştuğu fikri üzerinde duruyordu.

Ona göre varlıklar doğaüstü bir neden olmaksızın kaynaklarını birbirinden alıyor, oluş ve yok oluşlar ilahi bir buyruk ile değil "zorunlu" doğa yasalarından kaynaklanıyor, varlıklar birbirleri ile etkileşimlerinde belli ölçüler ve sınırlamalar ile dengeleniyor, bütün bu oluşum ve ilişki yasaları zamana tabi olduğundan zamanın düzenine uygun olarak değişiyordu.

Thales'e göre ilk neden, köken su olsa da Anaksimandros bu konuda öğretmeni ile aynı fikirde değildi. İlk nedenin su olduğu görüşüne karşı sunduğu argümanlardan biri şuydu: Hiçbir element doğada bulunan tüm karşıtları içeremez. Örneğin su sadece ıslak olabilir ve asla kurumaz. Bu argümanını diğer elementler için de kullanıyordu. [6]

Thales'ten farklı olarak Anaksimandros ve öğrencisi Miletli Anaksimenes'e göre ilk prensip su değil, toprak ve denizi her yönden kuşatarak her ikisini de bereketli hale getiren bir maddeydi. Anaksimandros apeiron* dediği bu ilksel unsuru "sonsuz, sınırsız, belirsiz ya da içinden geçilemeyen, uçtan uça geçilemeyen şey" olarak tanımlıyordu.

* Apeiron [a (-sız) + peras (sınır-)] = Sınırsız.

Bu yüzden Anaksimandros'un apeiron terimi ile iki anlamdan hangisini iletmek istediği belirsizdir. Bazılarına göre tükenmez ve tanımsız bir maddeye atıfta bulunmuşken diğerlerine göre ilk unsuru açıklarken bahsettiği şey onun uzamsal ve zamansal özelliğiydi.

İlk varsayıma göre apeiron'a dair sözleriyle kast ettiği şey nicelik bakımından sınırsız olanı kastetmesidir. Söylediğinden anlaşılacağı üzere "şeyler" apeiron'dan çıkıp yine onda yok olmaktadırlar. Çünkü birbirlerine karşı haksızlık yapmışlardır ve cezalarını çekmeleri gerekir. Yani bir dualizm söz konusudur. Dünya zıt veya karşıtlardan meydana gelmekte ve onlar dünyaya ve evrene hükmedip sonunda ortadan kalkmaktadırlar. Burada bir sorun ortaya çıkmakta çünkü arkhe veya ilke kendisinde yok oluyor. Halbuki evrenin yeniden meydana gelmesi için kendisinden meydana geleceği şeyin tükenmek bilmeyen, sonsuz bir varlık kaynağı olması gerekir. Bu da bambaşka bir sorun doğurur. Çünkü ona göre birden fazla evren vardır. [15] Bu teorisindeki evrenlerin zamansal olarak birbirinden farklı olup olmadıkları belirsizdir. Eğer bu evrenler eşzamanlı iseler, birden fazla evren için daha fazla madde gerekeceğinden ana maddenin nicelik yönüyle tükenmek bilmeyen sonsuz bir şey olması gerekir. İşte bu yüzden bazıları onun apeiron terimi ile nicelik yönünden uzayda sınırları olmayan, sonsuz olan şeyden bahsettiği fikrini savunmaktadırlar. [16]

Diğer ihtimal Anaksimandros'un ilksel unsuru apeiron'un niteliksel olarak belirsiz bir varlık olabileceğidir. Çünkü kendisi evreni ve doğayı gözetleyen biriydi ve evrendeki farklılıklar, sıcak ateşe karşı soğuk hava, kuru toprağa karşı ıslak olan su gibi zıtlıklar arasındaki ilişkiye odaklanmış ve bunu bir mücadele olarak ele almış olması bir başka ihtimaldir. Zaten girişte paylaştığım sözünde de "olarak birbirlerine karşı işlemiş oldukları haksızlıkların cezasını (kefaretini) öderler" diyordu. Yani ateşin ısıtıp buharlaştırdığı su yağmura dönüşüp yağarak ateşi söndürmekte, intikamını almaktadır. [20]

Dolayısıyla hayatın devamlılığı zamanı geldiğinde var olan her şeyin karşıtından aldığını ona geri vermesi ile olur. Her şey apeiron'da birbirini tarafsızlaştırır ve ilk kaosta* bulunmayan sıcak ve soğuk gibi antitezler derece derece bundan ayrılarak birbirinden farklı maddeleriyle tabiatı, evreni oluştururlar. Örneğin sıcakla kuru ve soğuk ile yaş birbirinden ayrılır. Sıcak ile kuru toprakta, soğuk ile yaş gökte toplanırlar.

* Bkz : Migma kavramı.

Sırasıyla oluşup yok olan birçok alem (theoi) vardır. İlk hayvan türleri su içinde oluşmuş ve gelişen türler zamanla buradan çıkmıştır. İnsan da bu hayvanlar arasından, balıktan gelmektedir. [17] [18] [19] Yani insan ve hayvanlar durmadan değişiyor olsa da özlerini oluşturan madde, apeiron yok olmaz çünkü yaratılmamıştır, her şeyi kuşatan, meydana getiren odur. [20]

Oluş sorunu konusunda Arkhe üzerinde kısaca tekrar durmam gerek. Su, hava, nefes, sonsuz denen bu ilk prensip nedir? "Prensibin özellik gereği ezeli ve ebedi olması gerekir, fakat arkhe'nin halleri sürekli değişiyor, madde değişmez. Üstelik ondan oluşan şeyler meydana gelip daha sonra kaybolabiliyor, ölüyor ya da değişebiliyorlar. Nasıl oluyor da var olarak kalırken aynı zamanda var kalamıyor, hem var olup hem olamıyor?" diyebilirsiniz.

Bunun için oluş kavramının (ginesthai) ne olduğuna bakalım.

Bunlara cevap veren üç sistem var: [20]
  1. Elea sistemi : Oluşu inkar eden Elea sistemine göre varlık her şeydir, değişik görünüyor olsa da bu sadece görünüşten ibarettir, özünde aynıdır.
  2. Herakleitos sistemi : Herakleitos sitemine göre değişiklik her şeydir ve varlık, süreklilik ancak kuruntudur.
  3. Atomcu sistem : Atomcular süreklilik ve değişikliği kabul ederler ve sürekliliğin varlıklarda, sürekli değişikliğin ise onların bağlantılarında olduğunu söylerler.

Kozmos , Dünya

Antik fiziğin dört elementi olan hava, toprak, su ve ateşin oluşumunu Dünya ile karasal varlıkların etkileşimleri yoluyla açıklıyordu. Ona göre evren, ilkel maddedeki karşıtların ayrılmasından meydana geliyordu. Sıcak ile soğuk, ıslak ile kuru karşıtlarını kucaklayarak nesnelerin hareketini yönlendiriyordu. [7]

Öğretmeni Thales ile felsefi görüşü konusunda farklılık yaşadığı bir diğer konu kozmosu algılama biçimidir. Thales dünyanın su üzerinde duran bir disk olduğunu öne sürmüştü. Ona göre eğer böyle olmasa tıpkı her şeyin düştüğü gibi dünya da aşağı düşerdi.

Fakat Anaksimandros aynı fikirde değildi ve şöyle düşünüyordu: "Dünya suyun üzerinde duruyorsa su neyin üzerinde duruyor?"

Bu yüzden O, dünyanın bir silindir olduğunu öne sürmüştü. Dünya, düz , tepsi biçimli değil, genişliği yüksekliğinin 3 katı olan bir silindirdi. [9] Boşlukta hareketsizce asılı duran dünya kozmosun merkezinde [10] olduğu için uzaydaki her yere eşit mesafedeydi ve dolayısıyla düşmesine neden olacak aşağı-yukarı doğrultularına sahip olmadığından dengede durmak için hiçbir desteğe ihtiyacı yoktu. Bu yüzden hiçbir şeyin hakimiyeti altında da değildi. [8] [21]

Güneş battığında bu silindirin altından dolaşarak sonraki gün doğudan tekrar doğuyordu. Başımızın üzerindeki gök kubbenin benzeri bir yapı dünyanın altında da vardı.

Başlangıçta sıcak ve soğuk ayrıldıktan sonra dünyayı saran bir alev topu ortaya çıkmıştı. Bu top parçalanıp evrenin geri kalanını oluşturmuştu. Yani silindir şekilli dünyanın etrafında sisle çevrili ateş halkaları vardı. Sis öyle yoğundu ki ateş neredeyse görünmüyordu ve bu halkalarda ateşin parlamasına-görünmesine izin veren delikler vardı. İçi boş, eş merkezli bir tekerlek sistemi gibiydi. En uzak çarktaki Güneş, dünya ile aynı büyüklükteki delikten görülebilen bir ateşti. Bu yüzden güneş tutulması olduğu sırada o deliğin kapandığını düşünüyordu. Ona göre en uzakta olan güneş çarkının çapı Dünya'dan yaklaşık 27-28 kat, ateşi daha az olan ay çarkından ise 18-19 kat daha büyüktü. Daha yakın konumda bulunan yıldız ve diğer gezegenler [11] de aynı model üzerinden açıklama getiriliyordu.

Ona göre yıldızları, Güneş ve Ay'ı görmemizi sağlayan şey bu deliklerdi. Daha dikkat çekici olan görüşü "dünyanın, kozmosun merkezinde dengede durduğu" yönündeki ifadesiydi. Onun bu görüşünün MS. 16.yy'da Kopernik yönetimi altında modern astronominin doğumuna kadar haleflerinin çoğu tarafından kabul gördüğü söylenir.

Yanlış yönleri fazla olsa da Güneş'i Dünya'ya oldukça uzak dev bir kütle olarak kabul eden ve gök cisimlerinin farklı mesafelerde dönmekte olduğu bir sistem sunan ilk astronom Anaksimandros'tu. Aynı zamanda bir gök küre oluşturması sayesinde Zodyak eğikliğini ilk fark eden kişi olmuştu. [12]

Vernant'a göre Anaksimandros'un dünyayı evrenin merkezinde hayal etmesinin nedeni Greklerdeki toplumsal-sosyal görüşlere dayanır. Çünkü Greklerin politik yapılanmasında şehir-devlet yani polis herkese eşit uzaklıkta olan bir merkezilik ve ortaklık ile örgütlenirdi. Düzen bunlardan birinin desteği ya da egemenliği ile değil, yasaların kamuya açık şekilde ortada/merkezde olması sayesindedir. Halk bir kralın buyruk ve yaptırımlarına tabi değildir, kendi kurdukları meclis ve mahkemelerin oluşturduğu yasalar ve kararlar ile yönetilir. Halk siyasetin hem öznesi hem de nesnesidir. Gücün merkezde, ortada ve açıkta durması sayesinde dengede duran bir düzen vardır. İşte hiçbir dayanağı olmadan ayakta duran bu politik düzenin Anaksimandros'un kozmos tasavvuru üzerinde etkili olduğu düşünülür. [13][14]

Onun doğa olaylarını anlamlandırma biçimi de onları ilahi sebeplere dayandıran filozoflardan farklıydı. Ona göre şimşek, yıldırım gibi gök olayları ilahi sebeplerden değil de elementlerin birbirine müdahale etmesine, karışması sonucu meydana geliyordu. [23] Gök gürültüsünün bulutların birbirine çarpması ile meydana geldiğini, çarpmanın şiddetine bağlı olarak gök gürültüsü sesinin de farklılık gösterdiğini söylüyordu. Yıldırım ve şimşeklerin görülmediği gök gürültülerinin nedeni rüzgarın alev yayamayacak kadar zayıf, yine de ses çıkaracak kadar yeterliliğe sahip olmasının sonucuydu. [24]

Deniz ise bir zamanlar Dünya'yı çevrelemiş olan nem kütlesinin bir kalıntısıydı. [Pseudo-Plutarch, III, 16] Bu kütlenin bir kısmı güneş ısısı ile buharlaşarak rüzgarlara ve gök cisimlerinin dönmesine neden olmuştu. Buharlaşan suyun büyük kısmı suyun daha bol olduğu yerlere çekilmişti. Ona göre yağmur, güneş ısısı ile dünyadan gökyüzüne çıkan nemin sonucuydu. [25]

Ayrıca Anaksimandros, evrenin bir süre ortaya çıkıp sonra kaybolduğunu, bazıları yok olurken diğerlerinin doğduğunu, bu hareketin ebedi olduğunu iddia eden Leukippos, Epikür ve Demokritos gibi birden fazla evren olduğunu söylüyordu. Onların böyle düşünmesinin nedeni "hareket olmazsa hem nesil hem de yıkım olmaz" görüşüne dayanıyordu. [22]

Rekomendasi

Yorumlar (0)