Dil ve yazı hakkında söylenenler

 

 

Memuriyet hayatında ilk zamanlar karşılaştığım amirlerin, yazışma yaptığımız kurumların zengin dil ve anlatım olanaklarının gün geçtikçe erimesine hüzünle tanık oldum. Örneğin Dışişlerinin o oturaklı, bağlaçlı yazıları gitti yerine başka bir şey geldi. Son yıllarda işe alınan test nesli denilebilecek genç memurlar ise apaçık bir ifade ve yazma sorunu yaşıyordu. Bunun en büyük nedeni ise sınavdan sınava koşan gençlerin yeterince kitap okumaması ve yanlış memur seçimleri. Bir de sosyal medyanın başında sabahlanırsa okumaya zaman kalacak mı?


 

Aslında Karacaoğlan gibi, Yunus gibi, Nazım gibi değerlere sahibiz ama dil zenginliğimiz ve özgünlüğümüz hemen her alanda erozyona uğruyor. 

 

Neyse ki edebiyatımızda durum o kadar vahim değil. Çünkü dil olmadan edebiyat olmuyor. Çünkü edebiyat dili, tesir eden ve teslim alan bir tür sihir gibi. Bunu hakkıyla yapan yazarlarımız da var.

 

Edebiyat dili bilim dilinden ya da günlük hayatta konuşulan dilden çok farklı. Yazarın coşkusu, heyecanı ve yaratma isteği normal kullanıştan sapan bir dille karşılanıyor.

 

Diğer taraftan bürokrasi yazışmalarında resmi, açıklayıcı, aceleci kısalık içeren bir üslup söz konusudur. Edebiyat dili ise olabildiğince içten, duru ve özgün olmak durumundadır. Yazının tarz ve ton tutarlılığı ve tekrarlanamazlığı önemlidir.

 

Neticede dil edebiyatın çok önemli bir unsuru. Kimine göre de kendisi. Bu yüzden konuyu uzatmadan bazı önemli dil bilimci, eleştirmen ve yazarların sözlerinden örnekler vermek istiyorum:

 

Tahsin Yücel

 

Roland Barthes’e bakılırsa yazmak geçişsiz bir eylem, yazarsa dünyanın “niçin”ini bir “nasıl yazmalı” sorusunda eriten kişidir. Bu nedenle, ne denli kesin konuşursa konuşsun yazı hiçbir zaman dünyayı açıklamaz, yalnızca sorular yöneltir ona.

 

Ivor Armstrong Richards

 

Günlük dil yada bilim dili bilgi iletmek amacını taşır, yani göndergeseldir; edebiyatın dili ise duygusaldır, duyguları dile getirmek ya da duygu uyandırmak amacını güder.

 

Terry Eagleton

 

Belki de edebiyat kurmaca veya hayal ürünü oluşuna göre değil de dili kendine özgü biçimde kullanmasıyla tanımlanabiliyordur. Bu kurama göre edebiyat Rus eleştirmen Roman Jakobson’un sözleri ile “sıradan konuşmaya karşı örgütlü bir şiddeti temsil eden” bir yazı türüdür. Edebiyat sıradan dili dönüştürür ve yoğunlaştırır, günlük konuşmadan sistematik olarak sapar.

 

Gustave Flaubert

 

Söylemek istediğiniz ne olursa olsun, onu ifade edecek yalnızca bir kelime, ona devinim kazandıracak yalnızca bir fiil, onu niteleyecek yalnızca bir sıfat vardır; bu kelimeyi, filli ve sıfatı bulana kadar durmamalısınız.

 

Tahsin Yücel

 

Dil yazının aracı değil amacıdır, temel sorunsalıdır. Anlatmaya başlamak aynı zamanda bu sorunsala çözüm aramaya başlamaktır.

 

Carol Burnett

 

Kelimeler bir kez basıldığında kendi hayatlarına sahip olurlar.

 

Leo Rosten

 

Sözcükler icat edilen en güçlü uyuşturucular arasında sayılmalıdır.

 

Roman Jakobson 

 

Dilin üç temel işlevi olarak saptanan, “anlatım”, “seslenme” ve “betimleme” işlevlerine üç yenisini eklemek gerekir. Bunlar “coşku”, “çağrı” ve “poetik” işlevleridir. Bu işlevlerden poetik  işlev üzerine yoğunlaşmak gerekir. 

 

Roland Barthes

 

Hazır bulduğum sözcükleri istemiyorum da onun için yazıyorum.

 

Susan Sontag

 

Sıradan dil yalanların toplamıdır. Bu yüzden edebiyatın dili ihlalin, bireysel sistemlerin kırılmasının ve ruhsal baskının parçalanmasının dili olmalıdır. Edebiyatın tek işlevi benliğin ortaya çıkarılmasıdır.

 

Orhan Pamuk

 

Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz. Yazı hariç.

 

 

KAYNAKLAR:

-Barthes, R., Yazının Sıfır Derecesi

-Eagleton, T., Edebiyat Kuramı

-Wellek, R., Warren A., Edebiyat Teorisi

-Aytaç, G., Genel Edebiyat Bilimi

-Moran, B., Edebiyat Kuramları ve Eleştiri

-Yücel, T., Yazının Sınırları

-May R., Yaratma Cesareti

-Oylum R., Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri

-Tobias R., Roman Yazma Sanatı