Başka bir öykü ustası: Flannery O’Connor


Amerikan edebiyatında önemli bir öykücülük geleneği bulunuyor. Birbirinden farklı tarzda öyküler yazan ve dünya çapında ses getiren güçlü öykücüler var. Edgar Allan Poe, Herman Melville, Ernest Hemingway, J. D. Sallinger, Raymond Carver, Flannery O'Connor, Joyce Carol Oates, John Cheever bunlardan bazıları.

Flannery O'Connor Grotesk karakterleri ve Güney Gotiği tarzıyla gerçekten dikkat çekici bir yazar. Aynı zamanda hem empati hem de tiksinti uyandıran Grotesk karakterler insan davranışları ile ilgili alışageldiğimiz kalıpları darmadağın ediyor. Tedirgin eden, şaşırtan, gülümseten, acıma uyandıran etkiler çıkıyor ortaya. Bir o kadar da nesnellik taşıyan öykülerinin çoğu kurgunun çeşitli korku ve şiddet unsurları barındırması şeklindeki Gotik tarzıyla yazılmış.



Edebiyat dünyasının erken kaybettiği (39 yaşında) yazarlardan Flannery O'Connor 1925'te Amerika'nın Georgia eyaletinde doğmuş. Babası gibi aynı talihsiz kaderi paylaşarak deri veremine (lupus) yakalanmış. Katolik inancına sahip Flannery O'Connor ailesine ait çiftlikte hastalığıyla mücadele ettiği 13 yıl boyunca önemli öyküler yazmış. 1945 yılında Georgia Eyalet Üniversite’nden mezun olan O'Connor Iowa Üniversitesi’nde yazarlık atölyesine katılmış.

Edebiyatçı işini bitirdiğinde geriye açıklanamayacak bir gizem duygusu kalmalıdır, demiş O'Connor. İlginç karakter ve tipler seçmiş: tutucu, cahil, saf, hapishane kaçkını gibi.  Yarattığı karakterler ve durumlar güçlü bir yankı yapıyor. Onun da onayladığı gibi otoriter niyetin ötesine geçen anlamlar çıkabiliyor ortaya. O'Connor yetkin bir üslup, zeka ürünü çarpık bir mizah ve şaşırtıcı tezatlarla sarsıcı etkiler bırakıyor okurda. Şiddetin ilginç bir şekilde karakterlerini gerçeğe döndürdüğünü ve zarafet anını kabul etmeye hazırladığını söylemiş yazar. Robert Towers'un söylediği gibi bilinmeyenler bilinçli bir şekilde tasarlanmış ve elde edilmiş olan her şeyin üzerinde bir sis gibi parlıyor yazarın öykülerinde.

Metis Yayınları'ndan çıkmış olan “İyi insan bulmak zor” adlı kitapta güçlü öyküler yer alıyor. Özellikle kitaba adını veren öykü, “Düşmanla gecikmiş bir karşılaşma”, “Yapma Zenci” ve “Temiz köylüler” adlı öyküler gerçekten etkileyici.

“İyi insan bulmak zor” adlı öyküde bir hapishaneden kaçan ve seyahat sırasında kaza yaparak bu hapishane kaçkınlarının kurbanı haline gelen ailenin ilginç öyküsü anlatılıyor. Ayarsız adlı kahraman bir katil ve buna uygun davranıyor belki. Fakat babaanne gerçekten insanda zaman zaman empati zaman zaman da sıkıntı uyandıran ilginç bir karakter. Çocuklar çok farklı bir dinamizm katmış öyküye. Ailenin karşılaştığı kötü son “hayır olmasın” dedirterek gerçekleşiyor. Çehov'un duvarda asılı duran tüfeğin patlaması kuralına uygun şekilde gazetede bir katilinin hikayesini okuyan ailenin katlandığı bir akıbet söz konusu oluyor öyküde.

Fakat benim kitaptaki favorim  “Yapma zenci” adlı öykü. Bir dedenin ve anne babası olmadığı için dedesi ile yaşayan çocuğun ilginç hikayesini konu alıyor. Dede çocuğu doğduğu ama aslında hiç görmediği şehre götürerek ona hem siyahileri hem de hayatı göstermek istiyor bir bakıma. Ama bu kısa yolculuk çocuk ve dede arasındaki ilişkinin çok farklı boyutlarını gün yüzüne çıkarıyor. Zaman zaman çarpık bir mizah, ansızın uyandırılan duygular ve tedirgin eden olaylarla farklı etkiler bırakıyor insanda. Okunası bir kitap kanımca.