Nazım Moskova'dan neden ayrıldı?

Sinan Tektaş

Nazım Hikmet hakkında bugüne kadar birçok kitap yazıldı. Ama bunlardan en önemli üç tanesi Onun hayatındaki en yakın kişilerden olan karısı Vera, dostu Vâlâ Nureddin ve çevirmeni Ekber Babayev’in yazmış olduğu kitaplar.

Vâlâ Nureddin’in “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabı gerçekten eşsiz ayrıntılar ve yazarın sade, canlı ve nükteli dili ile en değerli kitaplardan biri.


Vâlâ Nureddin’in ailesi de tıpkı Nazım’ınki gibi Osmanlının seçkin ailelerinden. Vâlâ, Nazım ile çok iyi arkadaş ve onun da şairlik merakı var. Vâlâ Nureddin “Nazım'a dair hatıralarımı hele bizden sonrakilere aktarmak vazifemdi” diyerek yazmış kitabı.

Kitaptaki birçok önemli bilgi ve ayrıntı yanında en önemlilerden biri de Nazım’la birlikte 1921 yılında Tiflis üzerinden Moskova'ya yaptıkları o büyük ve önemli yolculuk. Kitabın bu bölümü Nazım’ın 1924'e kadar kaldığı Moskova yıllarını ve o dönemdeki Moskova’yı anlamamız açısından gerçekten eşsiz bir değer taşıyor.

Nazım Hikmet daha çocuklukta keşfedilen yeteneği ile dünyanın en önemli şairlerinden biri haline gelmişti. Fakat Nazım Hikmet'in hayatında dönemlerin siyasi olayları, aydın duyarlılığı ve tavrının da önemli bir yeri var.

Nazım'ın şiir sanatı karşısındaki disiplini ve tutkusu her zaman güçlü kalmış. Ama bunun yanında hiçbir otoriteye boyun eğmemiş ve aydınlara örnek olabilecek bağımsız bir karaktere sahip.

Nazım daha 19 yaşında Vâlâ Nureddin ve yanlarındaki bazı diğer şairlerle birlikte Anadolu hareketine katılmak üzere İstanbul'dan ayrılıyor. Kitapta o dönemde Anadolu'nun durumu, yoksulluk ve dönemin ağır koşulları son derece güzel anlatılıyor.

Ankara'ya vardıklarında ilginç günler yaşıyorlar. Şairlik yeteneği hemen kendini gösteriyor ve Nazım Hikmet'in akrabalarından biri genç şairlere Mustafa Kemal için bir şiir yazmalarını öneriyor ve karşılığında 50'şer lira alacaklarını söylüyor. Fakat Nazım Hikmet Mustafa Kemal'in kumandanlık yeteneklerine hayranlık duysa da sipariş üzerine şiir yazmayacağını söyleyerek reddediyor bunu. Nazım Hikmet sipariş üzerine övgü şiiri yazmamış ama daha sonra Kurtuluş Savaşı Destanı ve Mustafa Kemal hakkında en güzel dörtlükleri yazmış. Kendi istediğinde…

Anadolu günlerinde Nazım Hikmet cepheye gitmek istiyor, fakat bu talepleri kabul edilmiyor. Bunun üzerine 1921 yılı ortalarında Nazım Hikmet ve Vâlâ Nureddin Bolu'ya öğretmenlik yapmaya gidiyor.

Burada kendilerini eğitmeye ve insanlara yardımcı olmaya çalışıyorlar. Fakat Nazım Hikmet Fransız devrimini ve Marksizmi çok merak ettiği için Almanya'ya gitmeye karar veriyor. O sırada tanıştıkları ağır ceza reisi Ziya Hilmi Bey ise Almanya yerine devrimin gerçekleştiği Rusya'ya gitmelerini tavsiye ediyor. “Komşumuzda Fransız devriminden daha büyük bir devrim oldu” diyor.

Kitapta Gürcistan günleri, zorlu Moskova yolculuğu ve 1921-1924 arası Moskova yılları eşsiz ayrıntılarla veriliyor.

On bir gün süren, insanların trende neredeyse üst üste seyahat ettiği Moskova yolculuğu, yol boyunca gördükleri açlık ve sefalet genç şairler üzerinde büyük tesir bırakıyor. O zaman ortalığı kasıp kavuran kuraklık nedeniyle gerçekten zor günler yaşanıyor ve insanlar ağaç kabuğu ve bitkilerle besleniyor neredeyse. Nazım bu manzara karşısında dehşete kapılıyor ve “Açların Göz Bebekleri” adlı şiiri bu etki ile yazıyor.

Vâlâ Nureddin o noktada şöyle bir tespitte bulunuyor: “Şaştığım şeylerden biri de Sovyetlerin o acıklı durumdan bir nesil içinde kurtularak yirminci yüzyıl uygarlığında başa güreşen bir devlet olması.”

Yazar Nazım’la birlikte yaşadıkları Moskova yıllarını da son derece güzel anlatıyor. Tverskaya yakınlarında Lux otel adında bir yere yerleşiyorlar. Tabii ilk başlarda ciddi para sıkıntısı da çekiyorlar ama daha sonra oradaki genel düzen içinde, bir öğrenci olarak birçok ihtiyaçlarını karne yoluyla karşılıyorlar. Ayrıca çevirmenlik gibi işler yaparak da geçimlerini sürdürüyorlar.

O dönemde birçok milletten daha sonra kendi ülkelerinde önemli kişiler haline gelen insanlarla tanışıyorlar. Şevket Süreyya ve karısı ile birlikte sosyal bir aile halinde yaşıyorlar.

Vâlâ Nureddin bir gün haftalık erzak dağıtılışını şöyle anlatıyor: “Nöbette durmuş almışlar benim payımı da… Değirmen taşı gibi büyük bir kara ekmeğin dörtte biri, o mevsimde lahana nereden çıkmış? Yarım lahana, birkaç havuç, kese kağıtlarında öte beri…”

Moskova'ya vardıktan bir ay kadar sonra Udelnaya adındaki yazlık bir köye gitmek durumunda kalıyorlar. Orada da ilginç yaşam deneyimleri ve anıları söz konusu oluyor.

Bu arada üniversiteye başlıyorlar ve o dönem şarkiyat enstitüsünde hoca olan Ahmet Cevat’ın da yardımlarıyla geçimlerini çevirmenlik ve benzeri yollarla sağlamaya çalışıyorlar.

Kitapta devrimin gidişatı, özellikle Troçki ve Stalin arasındaki mücadele, Troçki'nin üstün hitabet yeteneği ve etkileme gücü gibi konular da anlatılıyor. Vâlâ Nureddin Stalin’in başarısını anlayamıyor. Birisi yazara şöyle söylüyor: Stalin Sovyet halkının nabzını elinden bırakmayarak, ihtiyaçları sağlayarak sulh içinde birlikte yaşama prensibini devre devre genişleterek muvaffak oluyor. Oysa Troçki Rusya'nın bütün gücünü dünya devrimine harcamak niyetinde…”

Nazım bu dönemde genelde hayat koşullarına kolaylıkla adapte oluyor, devrim hakkında bilgilerini genişletiyor ve öğrenciliğine devam ediyor. Hiçbir zaman şiir tutkusundan vazgeçmiyor ve kendisini sürekli olarak geliştiriyor.

Vâlâ Nureddin zaman zaman gezi bileti verildiğini, böyle çıktıkları yolculukların birinde  vagon penceresinden dışarıya bakarken çok güzel bir şehir gördüklerini ve “Ah şurada yaşayabilseydim diye” iç geçirdiğini söylüyor. Nazım ise şöyle diyor: “Beğendinse inelim, bir müddet de burada yaşarız.” Tabii Vâlâ Nureddin çok şaşırıyor. Yabancı bir şehir, üstelik hiç paraları yok. Nazım “Aldırma ne yapar eder bir yolunu buluruz, madem beğendin, gel inelim” diyor. Ama inmiyorlar tabi.

Bu da Nazım'ın Vâlâ Nureddin ile olan bakış açıları arasındaki farkı, Nazım’ın maceracı ruhunu, şartlara uyum sağlama gücünü ve umutlu dünyasını göstermesi açısından ilginç görünüyor.

Vâlâ Nureddin Moskova kışından da söz ediyor elbet. Eksi 30-36’lara varan soğukları anlatıyor ve Lenin’in cenazesinin olduğu günü. Şöyle diyor: “Rusya’da iki büyük istilanın önlenmesinde imdada gelen ‘General Winter’ cenaze töreninde de hazır bulunuyordu.”

İki genç şair bu dönemde Moskova'nın zengin kültürel imkânlarından da faydalanıyor. Sık sık tiyatroya gidiyorlar, müzeleri geziyorlar ve o dönemde Rusya'da “sanat toplum içindir”, “sanat gaye içindir” prensibinin de büyük ölçüde geçerli olduğunu, sanatın bir şekilde komünizme hizmet etme anlayışının olduğunu görüyorlar.

Bütün bu ayrıntılar ve hikayeler içinde en önemli olan biri de Nazım’ın bir gün aniden Türkiye'ye dönmek istemesi. Bu da şöyle oluyor:

Bir gün Hintli bir arkadaşları, sonradan Hint Komünist Partisinde yüksek bir mevkiye gelecek Safter adında çok okuyan ve düşünen biri Nazıma dert yanıyor: “Biz burada manevi tüketiciler durumundayız. Memleketlerimize gidip manevi üretici olmanın yoluna bakmalı. Tahsil yeter. Politikaya atılmalı, haksızlıkları yenmeli, dünyanın gidişini bir an evvel düzeltmeliyiz.”

İşte o sırada Nazım birden toparlanıyor ve “Ben gidiyorum” diyor. 1924 yılının Aralık ayında Moskova'dan ayrılıyor.

Tabi döndükten sonra yaşananlar malum…
Yorumlar